Anadolu’nun kilidi, zaferin adı Afyonkarahisar

Anadolu’nun batı yakasındaki bir kavşak noktası ve doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan tabiî bir kapı konumunda oluşu Afyonkarahisar’ı, tarih boyunca hep değerli kıldı.  Stratejik önemiyle binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapan bu şehri asıl değerli kılan ise, topraklarında Türkiye’nin bağımsızlık savaşının kazanıldığı, düşmanın bozguna uğratıldığı yeni bir tarihin yazılması oldu. Bugün mermeri, termal kaynakları, kaymağı, sucuğu ve haşhaşı ile de haklı bir ün yapan Afyonkarahisar, gelen yerli ve yabancı turistlere deniz dışında aranan pek çok tarihî ve tabiî güzellik sunuyor.

Batı Anadolu ile İç Anadolu bölgelerini birleştiren yüksek alanın güney parçasını oluşturan Afyonkarahisar, Türkiye’nin termal başkenti olmasının yanı sıra bugün mermercilik ve gıda sektöründe yurt dışında isim yapmış markaların da ev sahibi.

Afyonkarahisar, adını şehrin güneyinde bulunan kaleden ve afyon bitkisinden alıyor. Tıpta ilaç yapımında kullanılan haşhaş bitkisinin öz suyu olan afyonun (haşhaş) M.Ö. II. yüzyıldan itibaren ekildiğini, üzerinde haşhaş kabartması bulunan Synnada (Şuhut) kentine ait sikkeden anlıyoruz. Latince öz su anlamına gelen opium, zamanla yazılış ve söylenişte değişikliğe uğrayarak ofium, afiom, afion ve sonunda afyon olmuş. Karahisar adı ise, şehrin ortasında yükselen koyu renkli volkanik kayaların renginden ve üstünde bulunan hisardan geliyor. Afyon olan şehir adı, 2005 yılından beri Afyonkarahisar olarak kullanılıyor.

Afyonkarahisar, coğrafi konum itibariyle Marmara ve İç Anadolu bölgelerini Ege ve Akdeniz bölgelerine bağlayan bir köprü görevi gördü ve tarih boyunca bir intikal bölgesi oldu.

M.Ö. 3000’den başlayarak sırasıyla Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Hellenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar’ın hüküm sürdüğü şehir, ülkemizin üç coğrafi bölgesinde yer alması ve geçit olma özelliği nedeniyle “Anadolu’nun Kilidi” haline geldi.  Bu nedenledir ki, Anadolu’nun üstünlüğünü ele geçirmek ya da korumak için yapılan İpsos (M.Ö.301), Miryakefalon (1176) ve Büyük Taarruz (1922) gibi büyük savaşların birçoğu Afyonkarahisar topraklarında gerçekleşti.

Müzeler tarihe ışık tutuyor

Afyonkarahisar’daki gezinize ilk olarak tarihin izlerini görüp tanıyarak başlayabilirsiniz.  Kurtuluş Savaşı’nın simgesi kentlerden biri olan Afyonkarahisar’ın merkezinde gezebileceğiniz birçok müze ve anıt bulunuyor. Arkeoloji Müzesi, Zafer Müzesi, Sultan Divani Mevlevihanesi, Bolvadin Belediye Müzesi mutlaka görmeniz gereken tarihi yerlerin başında geliyor. İl merkezinde Kurtuluş Caddesi’nde yer alan Arkeoloji Müzesi’nde, bölgedeki 40 kadar höyük, 20 kadar antik şehirden derlenen eserlerle, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans devrine ait kazı çalışmaları sonucu bulunan eserler sergileniyor. Müze, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.

İl merkezinde Hükümet Konağı yanında yer alan ve 1985 yılında hizmete açılan Zafer Müzesi ise, 1919-1922 yıllarını anlatan yakın tarihimize tanıklık eden önemli bir müze. Başkomutan Meydan Muharebesi’nin planlandığı ve taarruz emrinin verildiği binadaki müzeden, o döneme ve günlere ait pek çok bilgi edinebilirsiniz. 27 Ağustos 1922’de Afyonkarahisar’ın düşman işgalinden kurtuluşunu müteakip, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Garp Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa ve Garp Cephesi Hareket Şube Müdürü Tevfik Bıyıklıoğlu’nun bu tarihi binada kalmaları ve burayı karargâh olarak kullanmaları da binaya ayrı bir önem katıyor. Binada, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının kaldıkları oda düzenlenerek, ziyarete açılmış durumda.

Şehir merkezinde görülebilecek bir diğer önemli durak, Anadolu’da kurulan ilk mevlevihanelerden olan Sultan Divani Mevlevihanesi Müzesi. Kuruluşu 13. yüzyıla kadar dayanan Afyonkarahisar Mevlevîhânesi, Konya Mevlevihanesi’nden sonra en önemli mevlevîhâne. Bu özelliği bütün bilim adamları tarafından tescillenmiş olan Afyonkarahisar Mevlevîhânesi, özellikle 16. yüzyılda Hz. Mevlânâ’nın yedinci kuşak torunlarından Sultan Dîvânî zamanında mevlevîlik açısından çok önemli bir merkez oldu. Ayrıca “40 Hatimli Şifalı Aşûre” geleneği ilk defa Sultan Dîvânî zamanında Afyonkarahisar Mevlevîhânesi’nde başladı ve birçok mevlevîhâneye buradan yayıldı.

Eski medeniyetlerin izleri, ören yerlerinde sizleri bekliyor

M.Ö. 3000’den başlayarak birçok medeniyete ev sahipliği yapan Afyonkarahisar’da tahmin edileceği gibi birçok ören yeri var. Bunlar arasında en çok görülmesi gerekenlerin başında ise Ayazini Kasabası Örenyeri (Metropolis), Dinar Örenyeri (Geleneia-Apameia), Emirdağ/Hisarköy Örenyeri (Amorium) geliyor.

Afyonkarahisar-Eskişehir karayolundan gidilerek ulaşılan Ayazini kasabasının, Frigler döneminden beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı      biliniyor. Kasabadaki örenyerinde, Roma ve Bizans dönemlerine ait aile ve tek kişilik kaya mezar odaları, aslanlı mezar odaları, sütunlu mezar odaları ile kayaya dış ve iç mimari görünümlü olarak oyulmuş kilise ve şapeller bulunuyor.

Geleneia-Apameia antik kentini gezmek isterseniz, Afyonkarahisar-Denizli karayolunun 90. kilometresindeki Dinar ilçesine gitmeniz gerekiyor. Kuruluş tarihi kesin olmamakla birlikte Truva savaşına katılan Ahiya prenslerinden Geleneios’un savaş sonrasında İç Anadolu’ya gelerek yerleşmesiyle kurulmuş ve bu nedenle Geleneia adını almış. Şehir M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren önemli bir merkez olmuş. Sonraları klasik, Helenistik ve Roma dönemlerinde daha da gelişerek şehir bugünkü yerleşim yerine doğru inmiş ve Apameia adını almış. Anıtsal yapıtlardan olan stadyum ve tiyatro kısmen özelliğini koruyarak kalmış.

Emirdağ/Hisarköy Örenyeri’ndeki Amorium şehri de, Emirdağ ilçesinin 12 km. doğusundaki Hisarköyü’nde yer alıyor. Amorium şehri geniş bir ilçenin pazarı, ekin ve ticaret merkezi idi. Zamanında kendi adına para bastırmış önemli bir ticaret şehri olan ve Arap saldırılarına karşı güçlü bir kale olma niteliği taşıyan Amorium antik kenti, günümüzde sadece ülkemizden değil aynı zamanda dünyanın pek çok yerinden arkeologların ve paleontologların iştahını kabartıyor.

Termal turizminin başkenti…

Kaplıca dediğimiz zaman akla ilk gelen şehirlerin başında Afyonkarahisar geliyor. Son yıllarda turizmin yıl boyunca yoğunluk kazanması için Turizm Bakanlığınca uygulanan politikalar, Afyonkarahisar’ın Türkiye’de kaplıca ve ılıca yönünden sayılı iller arasında yer almasını sağladı. Artan taleple birlikte şehirdeki termal turizme yönelik yatırımlara, son yıllarda yenileri ekleniyor.  Gecek Kaplıcası, Afyonkarahisar il merkezine 18 km uzaklıkta yer alıyor. Suları 46-71 derece sıcaklığa sahip olan Gecek Kaplıca’nın şifalı suları romatizmalı hastalıklara, solunum yolu hastalıklarına, kadın hastalıklarına, sinir sistemi rahatsızlıklarına, kas rahatsızlıklarına, kemik ve kireçlenme gibi hastalıklara iyi geliyor. Ömer Kaplıcası ise Afyonkarahisar il merkezine 15 km uzaklıkta yer alıyor. Kaplıcada konaklama tesisi, Türk Hamamı, kapalı havuz ve kapalı yarım olimpik yüzme havuzu bulunuyor. Gazlıgöz Kaplıcası da, İhsaniye ilçesine bağlı Gazlıgöl Beldesinde yer alıyor.

Afyon Kalesi’nden şehrin tamamını izleyebilirsiniz

Kalelerini görmeden şehirden gitmek olmaz. Şehir merkezinde bulunan Afyon Kalesi, 225 metre civarında ve volkanik bir dağın tepesine kurularak muazzam bir tabiat görseli denilecek kadar güzel bir yer. Hitit İmparatoru II. Murşil tarafından Arzava ülkesine düzenlenen sefer sırasında askerlerin kışı geçirmesi amacı ile MÖ. 1350 yıllarında yapıldığı tahmin ediliyor. Afyon Kalesi’nin içinde Tanrıça Kybele’ye adanan birçok tapınma alanı ve 4 büyük su sarnıcı var. Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat ve Osmanlı Padişahı III. Selim tarafından onarılan kaleye, kayalara oyulan merdivenler ile çıkılıyor. Kale içinde Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’nden kalma cami, saray, su sarnıçları, erzak depoları, cephanelik ve değerli eşyaların saklandığı mahzenler bulunuyor. Şehrin tamamını izleyebileceğiniz Afyon Kalesi’nden sonra Ayazini Köyü’ndeki Avdalas Kalesi’ni ve Sandıklı ilçesindeki Sandıklı Hisar Kalesi’ni de görmenizi öneririz.

Büyük Zaferi en iyi anlatan anıt; Utku Anıtı

Afyonkarahisar, Türkiye’nin zafer kazandığı şehir. Mustafa Kemal’in yönettiği, Kocatepe Savaşı olarak bilinen ve Türk ordularına zaferi müjdeleyen ünlü savaş, Afyonkarahisar ili sınırları içinde gerçekleştirildi. Türklerin 1. ordusuyla 2. ordusu arasında sıkıştırılan düşman birlikleri, burada yok edildiler. Bu nedenle Afyonkarahisar, Kurtuluş Savaşımızın simgesi olmuş kentlerimizden biri.

İşte bu zaferi anlatan, şehrin sembollerinden olan Afyon Zafer (Utku) Anıtı, Afyon Belediye Parkı içinde, Afyon kalesinin eteğinde bulunuyor. Arka yüzü kaleye, ön yüzü ise şehre dönük olan anıt, Afyon’un kurtuluşu, Türk askeri kuvvetlerinin başarısı, 30 Ağustos Zaferi’nin gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla taarruzun planlandığı mevkiye dikilmiş. Ünlü heykelci Heinrich Krippel tarafından 1934-1936 yılları arasında yapılmış ve 24 Mart 1936 günü dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından açılmış. Atatürk’ün 1937’deki Afyon ziyaretinde, “Büyük Zaferi en iyi anlatan anıt” diyerek beğenisini dile getirdiği Büyük Utku Anıtı, önden bakıldığında arkasında görünen Afyonkarahisar Kalesi ile birlikte kentin en önemli simgelerinden biri.

Savaşın kahramanları, şehitliklerde anılıyor

Afyonkarahisar’a geldiyseniz şehitlikleri mutlaka ziyaret etmenizi öneririz. Milli Mücadele ve Büyük Taarruz’da kahramanca savaşan Mehmetçik için şehirde birçok şehitlik ve anıt buluyor. İl merkezinde yer alan Başkomutanlık Milli Parkı, gidip görmenizi tavsiye edeceğimiz ilk adreslerden…

Hemen hemen bütün şehitliklerin içinde olduğu Başkomutan Tarihi Milli Parkı, İç Batı Anadolu’da Afyonkarahisar ve Kütahya illeri arasında bulunuyor. Kurtuluş Savaşı’nda 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’un 30 Ağustos’ta zaferle taçlandırılmasıyla sonuçlanan harekatın yaşandığı alanları kapsayan milli parkta, Kurtuluş Savaşımıza ait tarihi yerler, anıtlar ve şehitlikler var.

Başkomutan Meydan Savaşı’nın geçmiş olduğu Kocatepe, Beytepe, Belentepe, Kurtkayası, Kalecik Sivrisi, Erkmentepe, Çiğiltepe, Tınaztepe, Zafertepe, Berberçamtepe, Adatepeler ile Çalköy ve Dumlupınar gibi yerleşim alanlarını da içerisinde barındıran milli park, 40 bin 940 hektar büyüklükte. Murat Dağları’nın doğuya bakan yamaçlarına kadar uzanan tarihi savaş alanlarının korunması, gelecek nesillere aktarılması, öğretilmesi ve tanıtılması amacıyla 1981 yılında milli park ilan edilen bölge, Kocatepe ve Dumlupınar olmak üzere 2 ana bölümden oluşuyor. Milli Park içinde 11 adet anıt ve şehitlik, 1 adet tanıtım parkı ve 2 adet müze bulunuyor.

Kocatepe Bölümü’nde, Kocatepe Anıtı ve Kitabesi, Yüzbaşı Agah Efendi Şehitliği, Zafer Müzesi, Büyük Taarruz Şehitliği ve Başkomutan Mustafa Kemal Anıtı, Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği ziyaret edilebilecek yerler arasında.  Dumlupınar Bölümü’nde ise Zafertepe Anıtı, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı, Şekip Efendi Şehitliği, Üç Tepeler Şehitliği (Büyük Aslanlılar Şehitliği), Dumlupınar Müzesi, Dumlupınar Anıtı ve Atatürk Evi, Dumlupınar Şehitliği ziyaretçilere açık.

Bölgenin milli park ilan edilmesinde en önemli sebeplerden biri jeolojik yapı ve zengin bitki örtüsü. Kocatepe ve Dumlupınar bölümlerinde yer alan ormanlık alanlar içerisinde tüm yıl su bulunan vadiler, göletler, endemik türlerin yer aldığı bitki örtüsü ve yaban hayatı kaynak değerini oluşturuyor. Meşe ormanının içerisinde bulunan Tınaztepe Göleti, su kuşlarının yaşam alanı. Aynı zamanda ziyaretçilere dinlenme imkanı sağlayan gölet, keyifli bir ziyaret rotası. Dumlupınar bölümünde yer alan Zafertepe-Çalköy Göleti, sazlık ve sulak alanlarıyla doğal yaşam ortamı sunuyor. 1,315 metre yükseklikteki Dumlupınar Göleti de mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Peribacalarını görünce şaşırmayın!

Afyonkarahisar’ın, ziyaretçilerine bir de süprizi var. Şehri ziyaret edenler eğer isterlerse, sadece Kapadokya’da olduğu sanılan peribacalarının benzerlerini görebilirler.  Şehrin jeolojik yapısı gereği, volkanik arazi üzerinde bulunan İhsaniye, İscehisar, Bayat ve Bolvadin ilçelerinde değişik biçimlerde, şapkalı veya şapkasız çok sayıda peribacaları var. Bunlardan Bolvadin ilçesine bağlı Özburun Kasabası’nın Minareli Deresi’nde yer alan peribacaları, diğer yörelerdeki peribacalarından farklı oluşumlarıyla dikkat çekmekte. Ayrıca Bayat İlçesi’nin Eyerli Dağı’nın yamaçlarında peribacalarını görmek mümkün.

Peribacalarının en yoğun olduğu bölgeler ise, İscehisar İlçesi’nin Seydiler Kasabası’ndan başlayarak İhsaniye İlçesi’nin Döğer Kasabası’na kadar uzanan güzergah çevresinde. Seydiler Kasabası’nın içinde ve çevresindeki vadilerde irili ufaklı çok sayıda peribacası bulunuyor.

Afyonkarahisar-Ankara karayolunun kenarında yer alması nedeniyle ulaşımı kolay. Bunun yanı sıra Ornaş Kayalıkları civarında da bol miktarda peribacası ziyaretçilerini bekliyor.

Avcıların adresi Eber Gölü

Küçük karabatakların, sakarca kazının, büyük cılıbıtın ve dalmaçya pelikanının evi olan Eber Gölü, şehrin doğal güzellikleri arasında.  Çay ve Bolvadin ilçeleri arasındaki Eber Gölü, aynı zamanda Türkiye’nin en çok ilgi çeken göllerinden. Üzerinde birçok adacığın bulunduğu Eber’i özellikle avcılar ziyaret ediyor.

Afyonkarahisar gezinize ekleyeceğiniz bir diğer doğal güzellik ise Acıgöl Kuş Cenneti. Afyonkarahisar ve Denizli il sınırları arasında bulunan bir tektonik göl olan Acıgöl’ün bir kısmı Başmakçı ilçesinin güney batısında yer alıyor. Acıgöl, Türkiye’nin tek, dünyanın ise ikinci büyük, temiz ve doğal sodyum potansiyeline sahip kapalı havzası. Ülkemizdeki sodyum sülfatın yüzde 98’i doğal kaynaklardan, bu miktarın ise yüzde 90’ı Denizli’deki Acıgöl’den sağlanıyor. Gölden çıkarılan tuz, potasyum, sodyum ve sülfat gibi maddeler çevredeki işletmeler tarafından değerlendiriliyor. Ayrıca dünyada ender olan Dişli Sazancığın bulunduğu göl civarında, 20 familyaya ait 176 kuş türü tespit edilmiş durumda.

YAPMADAN DÖNMEYİN!

  • Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi’ni, Ulu Camii, İmaret Camii, Afyonkarahisar Kalesi’ni görmeden,

  • Kaplıcaların şifalı sularına girmeden,

  • Frig Vadisi ve Peri Bacalarını görmeden,

  • Gazlı Göl’ün meşhur maden suyundan içmeden,

  • Sandıklı Hüdai Kaplıcalarında çamur banyosu yapmadan,

  • Afyon sucuğu ve lokumunu yemeden,

  • Bayat’ın kökboyalı kilimleri ve Dazkırı’nın ipek halısından almadan,

  • İhsaniye-Ayazin (Metropolis) bölgesi, Sandıklı Akdağ -Tokalı Kanyonu’nu görmeden,

  • Sultan Divani Mevlevihane Müzesi’ni ve Mevlevi Türbe Camii’ni gezmeden,

  • Kaymaklı Ekmek Kadayıfı tatlısının, Afyonkarahisar’ın yöresel yemeklerinin, ağzıaçık böreğinin, patatesli ve mercimekli bükmesinin tadına bakmadan dönmeyin.

 

Büyük Taarruz’a karargah oldu

Afyonkarahisar, en karanlık günleri 1921’deki I. Dünya Savaşı sonuyla, Kurtuluş Savaşı sonu arasında yaşadı. I. Dünya Savaşı sonrasında bütün Batı Anadolu kentleri gibi Afyonkarahisar’ı da istila edilen Yunanlılar, 13 Temmuz 1921’de girdikleri kentte 1 yıl 1 ay 25 gün kaldı ve şehri harabeye çevirdi. Afyonkarahisar’a, Türk ordularının girdiği tarih ise, Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın yapıldığı Büyük Taarruz’dan bir sonraki gün olan 27 Ağustos 1922 günüdür. Bundan sonra Başkomutanlık ve Garp Cephesi Karargahı şehre taşındı ve şehir karargah olarak kullanıldı. Atatürk 28 Ağustos 1922 günü şehirdeki karargaha gelerek, Büyük Zafer’i kadar çalışmalarını buradan idare etti.

 

Ulu Camii’nin diğer adı, Kırk Direkli Camii

Gezilebilecek birçok tarihi eser, müze ve değere sahip olması nedeniyle şehir merkezi, gün boyu zaman geçirebileceğiniz özellikte.  Şehir merkezindeki gezintinizin duraklarından biri olan Camikebir Mahallesinde yer alan Ulu Camii; 1273 yılında Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahrettin Ali’nin oğlu Sancak Beyi Nasredüddin Hasan tarafından inşa ettirilmiş. Ulu Camii 40 ahşap sütunu, minberi ve mihrabı ile dikkat çekiyor. Caminin içinde bulunan 40 ahşap direkten dolayı Kırk Direkli Camii olarak da anılıyor. Çeşitli zamanlarda ona- rımdan geçen Ulu Camii, günümüzde ibadete açık.

MUTFAĞININ OLMAZSA OLMAZLARI HAMUR İŞİ, HAŞHAŞ VE ET…

Afyonkarahisar, zengin yemek kültürü ile anılan birkaç ilimizden bir tanesi. Bu yüzdendir ki Bolu Mengen’den sonra en iyi aşçıların Afyonkarahisar’dan çıktığı söyleniyor. Afyonkarahisar’ın zengin mutfağı ağırlıkla hamura ve ete dayalı olmakla birlikte kaymağı ve lokumu gibi kendi üretimine dayanan birçok çeşitliliği var. Sadece patlıcandan yapılan 22 çeşit yemeğin tespit edildiği şehirde, 100’ün üzerinde yemek çeşidi bulunuyor.

Afyonkarahisar’a geldiyseniz eğer hamur işleri, haşhaş ve kaymak üçlüsünü yemeden bu şehirde olduğunuzu anlamazsınız. Afyon’un yemekleri arasında  bulgur yemekleri, sakala çarpan çorbası, çullama köfte, ilibada dolması, sulu köfte, sırt dolması, göce tarhanası, nohut çöreği, göce köftesi ve tarhanası, özbek pilavı, zürbiye,  pacık, Afyon salatası, şakşuka yer alır. Tatlı olarak da sizlere  meşhur kaymağı, lokum ve şekerlemesini öneririz. Peki Afyon’da nerelerde yemek yenir derseniz meşhur İkbal Lokantası’na gidebilirsiniz. Ama en lezzetli köfteyi ve kaymaklı ekmek kadayıfını yemek isterseniz Nur Lokantası’na gitmeden dönmeyiniz. Kaymağı kadar meşhur olan Koca Şaban Afyon sucuğunu da almadan gitmeyiniz.

 

Mermer, gıda, termal…

Şehrin ekonomisine baktığımızda üç önemli sektörün etkin olduğunu görüyoruz. İrili ufaklı yüzlerce mermer firmasının bulunduğu Afyonkarahisar’da zengin ve kaliteli mermer yataklarının işletilmesi ve işlenmesi, sektörün büyük bir hızla gelişmesini sağlıyor. Şehirde gelişen bir diğer sektör ise gıda. Kaymaklı kadayıf, Afyon lokumu ve sucuğu hem iç hem de dış piyasalarda büyük ilgi görüyor. Öte yandan Gazlıgöl Kaplıcaları, Heybeli Kaplıcaları, Ömer Kaplıcaları, Hüdai Kaplıcaları, Gecek Kaplıcası, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Termal Turizm Alanı olarak ilan edilmesi, son yıllarda termal turizme yönelik olarak özel sektör tarafından yapılan otel ve konaklama tesislerinin sayısını artırıyor.

 

Akarçay yenilendi, halkın dinlenme noktası oldu

Yıllarca çevreye yaydığı kötü koku ile ünlenen bataklık şeklindeki Akarçay, geçtiğimiz yıllarda yapılan rekreasyon çalışmaları ile şimdi halkın buluşma ve dinlenme noktası haline getirildi. Maliyeti yaklaşık 45 milyon lira olan projeyle çevresi mesire alanına dönüştürülen ve halkın yararlanmaya başladığı Akarçay’da artık sadece kış aylarında değil, yaz mevsiminde de su tutuluyor. Derenin iç kısmı taşkın koruma projesi adı altında ıslah ettirilirken, çevresi de tekrar düzenlendi. Vatandaşların tekneyle çayda gezinti yapma ve ücretsiz kablosuz internet imkanları var. 4 kafeterya, spor alanları, engelliler için özel park, çocuklar için 3 ayrı park ve 2,2 kilometre uzunluğunda yürüyüş alanını kapsayan alanın, gelecek yıllarda önce Ankara yoluna, bunun ardından Ömer-Gecek turizm bölgesine kadar uzatılması planlanıyor.

Büyük Taarruz’la kazanılan zafer, Anadolu’nun Türk yurdu kalacağının kanıtı oldu

Türk milleti bundan 95 yıl önce 30 Ağustos 1922 sabahı yepyeni bir döneme uyandı. Viyana kuşatmasından sonra yıllarca geri çekilen ordunun, Afyonkarahisar’da Başkumandanlık Meydan Muharebesi ile taarruza geçerek düşman işgaline karşı büyük bir zafer kazanması, Anadolu’nun Türk yurdu olarak kalacağının tüm dünyaya ispatı oldu. Afyonkarahisar’da kazanılan zafer, tam bağımsız Türk Devleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna büyük güç verdi.

Türk Kurtuluş Mücadelesi’nin en önemli safhalarından birini oluşturan ve Kurtuluş Savaşı’nın bir anlamda sonuçlanmasında etkili olan Büyük Taarruz ya da Başkumandanlık Meydan Muharebesi için zafere giden yoldaki son adım dersek yanlış olmaz. 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan ve 9 Eylül tarihinde Türk ordusunun İzmir’e girişiyle süren bu taarruz, Yunan ordularının 18 Eylül tarihinde Anadolu’yu tamamen terk etmesiyle sonuçladı. Kazanılan bu büyük zafer ile düşman bütün yurdumuzdan sürülerek Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli atıldı. Yunan ordusu ile yapılan, en uzun süreli meydan savaşı olan Sakarya Savaşı, 23 Ağustos 1921’de başladı ve 12 Eylül 1921’de Yunan ordusunun tam bozgunu ile sona erdi. Yeni Türkiye’nin kuruluş tarihinde bir dönüm noktası olması bakımından bu savaş, taarruz öncesinde Türk tarafı için büyük bir avantaj sağladı. Önce Sakarya’nın doğusuna, sonra da Afyon-Eskişehir hattına kadar olan vatan parçasının Yunanlılardan temizlendiği ve inisiyatifin Türk ordusuna geçtiği Sakarya Savaşı’ndan sonra Yunanlılar, Eskişehir-Afyon çizgisinde kuvvetli bir savunma hattı oluşturdular. Büyük Yunanistan’ı gerçekleştirmek için ellerine geçirdikleri tarihi fırsatı kaçırmak istemeyen Yunanlılara karşı Türk ordusu, insan, askeri ve ekipman gücünü 1 yıl boyunca güçlendirmek amacıyla hazırlık yaptı.

Taarruz öncesi ordu güçlendirildi

Türk ordusu taarruza yönelik hazırlık sürecinde 1921 Eylül ayında seferberlik ilan ederek er ihtiyacını büyük ölçüde giderdi. Yeni getirilen erlerle ordunun sayısı 200 bine ulaştı. Yiyecek, giyecek, cephane yeterli düzeye getirildi. Sık sık cepheye giderek hazırlıkları yakından izleyen Mustafa Kemal Paşa, 27 Temmuz 1922’de Alaşehir’e geldi. Taarruz planı üzerinde Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı ile son değişiklikleri yaptı ve planın aldığı son biçime göre 15 Ağustos’a kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına ve 30 Temmuz tarihli görüşmede, 26 Ağustos tarihinde taarruz yapılmasına karar verildi. 20 Ağustos’ta Başkomutan, Batı Cephesi Komutanı’na 26 Ağustos’ta taarruza geçilmesi emrini verdi. Aynı gece yapılan komutanlar toplantısında durumu bütün komutanlara harita üzerinde açıklayan Başkomutan, taarruz emrini yineledi.

Düşman Afyon yönünden bir taarruz beklemiyordu

Türk Ordusu düşmana yakın kuvvete sahipti. Oysa taarruz yapılabilmesi için düşmandan iki-üç kat üstün olmak gerekiyordu. Bu sebeple taarruz yeri olarak seçilen Afyon’a, Eskişehir’den bazı kuvvetler gece yürüyüşü ile getirildi. Bu şekilde Afyon yöresindeki düşman kuvvetlerine karşı üstünlük sağlandı. Düşman Afyon yönünden bir taarruz beklemiyordu. Türk taarruz planının esası, düşmana, geride yeni bir cephe kurmasına olanak vermeyecek bir biçimde bir tek darbede yenmek ve düşman silahlı kuvvetlerini imha etmek idi. Bin bir güçlük ile sağlanan cephanenin uzun bir savaşa yetmesi mümkün değildi.

Türk topçusunun 26 Ağustos sabahı saat 04:30’da ateş açması ile taarruz başladı. Aynı gün düşmana ait önemli birkaç tepe ele geçirildi. 27 Ağustos’tan itibaren düşman geri çekilmeye başladı. Bu iki gün içinde Yunanlıların 4-5 tümeni yenildi. Yunanlılar’ın Eskişehir cephesinde bulunan kuvvetli birliklerinin, savunma cephesi kurmalarına fırsat vermemek için süvari birlikleri gerilere sarktılar ve Dumlupınar yolunu tıkadılar. Çember içine alınan Yunan Ordusu’nun 5 tümeni, bizzat Başkomutan tarafından yönetilen bir savaş sonunda, çok ağır şekilde yenilerek teslim oldu. Kurtulan Yunan kuvvetleri panik halinde İzmir’e doğru kaçmaya başladı. 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da düşman kuvvetlerinin imhası ile sonuçlanan bu meydan savaşına İsmet Paşa 31 Ağustos’ta, “Başkumandan Meydan Savaşı” adını verdi.

Türklerin öldü zannedilen azmi taarruzla dirildi

Yunan Ordusu’nun 15 gün içinde imhası ile sonuçlanan “Büyük Zafer”, Başkomutan’ın büyük bir riski göze alarak, denk kuvvetle ateş üstünlüğüne sahip düşmana karşı başarılı bir taktik geliştirmesi ve Türk ordusunun azmiyle kazanıldı. Türk Ordusu 4-5 ayda parçalanamaz denen Yunan Cephesi’ni birkaç günde parçaladı. 15 günde 500-600 km. yol aldı, 150 bin kişilik bir düşman ordusunu imha etti. Bu büyük başarı içte ulusal bütünlüğü ve güveni sağlarken; öldü zannedilen Türk Ulusu’nun azminin dirilişinin da kanıtı oldu.

Büyük zafer, Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Lozan Atlaşması’nın imzalanmasını hazırlaması bakımından, büyük güç kaynağı oldu. Sevr ile Doğu Sorunu’nu diledikleri gibi çözebileceklerini zanneden İtilaf devletleri, Türkiye’nin gücünü ve Lozan’da Doğu Sorunu’nun kapandığını kabul ettiler. Atatürk’ün dediği gibi, zaferler amaçları ve sonuçları bakımından önem taşırlar. Tarihte büyük meydan savaşları çok oldu. Fakat, Başkomutanlık Meydan Muharebesi yalnızca, düşman ordularını denize dökmek ve ülkeyi kurtarmakla kalmayıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu hazırlaması açısından belki de en önemlisi olarak tarihe yazıldı.

 

Büyük Taarruz sabahı yer Afyon Kocatepe, saat 05:30…

Kurtuluş Savaşı yılları boyunca Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm fotoğraflarını çeken fotoğrafçı Ethem Tem,  22 Ağustos 1922’de ülkenin kaderini belirleyen o sabah Afyon Kocatepe’de yarattığı “anıt fotoğrafı” nasıl çektiğini Fikret Otyam ile 1960 yılında yaptığı söyleşide şöyle anlatmıştı: “O sabah Kocatepe’de bulunuyorduk. Taarruz, şafak vakti saat beşte başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa, günler ve geceler süren yorgunluğuna rağmen ayakta, vaziyeti adım adım takip ediyor, direktifler veriyordu. Bir ara kumandanlardan ayrıldı. Tek başına, kayalıklar arasında dalgın ve düşünceli dolaşmaya başladı. Zaman zaman sahra dürbünleriyle düşman cephesine bakıyordu… Bir aralık o kayalık tepenin ucuna geldi. Hafifçe eğilmişti. Başparmağı dudaklarının arasındaydı… Hemen objektifimi çevirdim, adeta nefes almayacak kadar bir sessizlik içinde deklanşöre bastım, resmini çektim. 2 Eylül’de Uşak’a girdik. Vakit yoktu. Ahır bozması bir yerde birkaç film yıkadım. Fotoğraflar birbirinden güzeldi. Hemen dört tane yaptım, ertesi sabah götürdüm. İçeri aldılar. Gazi, fotoğrafları aldı, baktı. Parmaklarını fotoğrafların üzerinde gezdirdi ve ‘Çok güzel’ dedi.”