Bursa, Avrupa’nın sağlık üssü olma yolunda

“Yeşil Bursa” diye de anılan şehir, tarihinin yanında kış turizmi, yöresel yemekleri, doğası ve tarihi güzellikleriyle geçmişe ve bugüne yolculuk yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan. Osmanlı İmparatorluğu’nun doğuşuna tanıklık eden ilk başkentlerden olmasıyla yerli yabancı turist akınına uğrayan Bursa,  tarihi ve doğal güzellikleriyle gezilip görülesi bir şehir. Gelişmiş ekonomisiyle de günümüzde Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri olan Bursa’nın geçmişi neolitik çağlara dek uzanıyor. Çok eski devirlerden beri büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış Bursa’da pek çok kültürün izine rastlamak mümkün. Şehirdeki Hitit, Lidya, Frigya, Roma, Bizans, Selçuklu ve özellikle kuruluş dönemi Osmanlı yansımaları modern seyyahları cezbeden en önemli unsurlardan…

Güneyinde yer aldığı Marmara Bölgesi’nin İstanbul’dan sonraki ikinci büyük şehri olan ve bir kavşak noktasında bulunan Bursa, Bitinya Kralı II. Prusias tarafından kurulmuş. Kurucusuna izafeten kente “Prusias” dendiği tarihi kaynaklarda yer alıyor. Zamanla bu isim “Brousse”, daha sonra da “Brus” olarak telaffuz edilmiş. Türklerin şehri fethetmesiyle birlikte de “Bursa” adını alan kent, fethedildiği 6 Nisan 1326 tarihinde Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuş.

Bursa; tarih, kültür, doğal güzellikler bakımından eşsiz bir şehir olduğu kadar, şifalı suları ve binlerce yıllık bir geleneğin devamı olan hamam ve kaplıca kültürüyle de göz kamaştırıyor. Avrupa Tarihi Termal Kentler Birliği’ne (EHTTA) Türkiye’den ilk ve tek üye şehir olan Bursa’da Roma, Bizans ve Osmanlı’dan kalma onlarca kaplıca ve hamam bulunuyor. Eski Kaplıca, Kükürtlü Kaplıcaları, Oylat Kaplıcaları, Kara Mustafa Suyu, Tümbüldek Kaplıcaları, Armutlu ilk akla gelen örneklerinden. 1535’i turizm belgeli olmak üzere toplam 6 bin yatak kapasiteli modern termal tesisleriyle birlikte Bursa, son yıllarda sağlık turizminde büyük bir atılım içinde olan Türkiye’de ‘termal şehir’ özelliğini güçlendiriyor ve çağlar boyunca imparatorlara, sultanlara, kraliçelere şifa sunan sularıyla Avrupa’da sağlık üssü olma yolunda hızla ilerlemeyi amaçlıyor.

Türkiye’nin en eski kayak merkezi

Bursa’da turizm denilince kış turizmi ve Uludağ’ı anlatmadan geçemeyiz. Türkiye’nin en popüler kayak merkezlerinden olan Uludağ, Bursa’nın rengine renk, güzelliğine güzellik katan yerlerinin başında gelir. Her mevsim bambaşka güzellikler sunan Uludağ, özellikle kış aylarında güzelliği ile büyüler gidenleri. Ulaşım kolaylığı nedeniyle kış aylarında ziyaretçi akınına uğrayan Uludağ, popülaritesini her geçen yıl artırıyor. Dünyaca ünlü Uludağ Kayak Merkezi, Bursa’nın güneybatısında yer alan Fatintepe ve Kuşaklıkaya adlarındaki iki tepe üzerinde kurulu. Uludağ 1961 yılında Milli Park olarak ilan edilirken, Kayak Merkezi, Milli Park da dâhil 11 bin 338 hektarlık alanı kapsıyor. Uludağ Kayak Merkezi, Alp ve Kuzey Disiplini’nin sonucu olarak Tur Kayağı ve Helikopterli Kayak aktiviteleri için oldukça elverişli. 3 binin üzerinde yatak kapasitesine sahip Uludağ’da; kayak sporu ve turizme yönelik 23 adet özel turistik tesisin dışında kamuya ait 16 adet dinlenme ve konaklama tesisi bulunuyor. Bursa şehir merkezine 30 km mesafede bulunan oteller bölgesinde 11 adet pist, 7 adet telesiyej ve 6 adet teleski tesisi var. Kayak Merkezi, modern otel ve tatil köyleri, günübirlik kayak turları ve geziler için özel tesisler, alışveriş merkezleri, dans ve eğlence merkezleri ve daha birçok ayrıcalıkla hem yerli hem de yabancı turistin ilgisini çekmeyi sürdürüyor.

Baştan başa tarih kokuyor

“Cennet Bursa” veya “Yeşil Bursa” diye de anılan kentteki tarihi eserler arasında; Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan çok sayıda cami, mescit, han ve tekkenin yanı sıra, görülmeye değer yüzlerce tarihi eser bulunuyor. Osman Gazi Türbesi, Orhan Gazi Türbesi başta olmak üzere padişah türbeleri; Lala Şahin Medresesi, Hüdavendigar Medresesi gibi çok sayıda medrese, Orta Köy ve Issız kervansarayları, Koza Han, Pirinç Han, İpek Han gibi hanlar ve Kapalıçarşı ile Bedesten Çarşısı, Bursa’nın görülmeye değer diğer şaheserleri…

Kraliçe Elizabeth’i ağırlayan Koza Han

Yukarıda sıraladığımız yerler Bursa’ya gelecek bir gezginin şehir merkezinden uzaklaşmadan, yürüyerek ya da toplu taşıma araçlarını kullanarak ulaşabileceği mesafede yer alıyor. Şehri ziyaret edenlerin öncelikle Emir Sultan Mezarlığı’nda yatan Zeki Müren’in kabrini, ardından Emir Sultan Camii ve Türbesi’ni ziyaret etmelerini tavsiye ediyoruz. Emir Sultan Camii rakım olarak nispeten yüksek olduğu için buradan Yeşil Külliyesi’ne ve Yeşil Türbe’nin bulunduğu alana kolaylıkla yürüyerek inilebiliyor. Yeşil Türbe’nin yanında yer alan çay bahçelerinde Bursa manzarası eşliğinde soluklanıldıktan sonra merkeze doğru ilerlerken yol üzerinde İslam Eserleri Müzesi ziyaret edilebilir, aynı zamanda sayısız tarihi Bursa evi ve antikacılar görülebilir.

Setbaşı semtine varanlar dünyadaki üç köprülü çarşıdan biri olan Irgandı Köprüsü’nü görebilir. Yalnız köprüden geçtikten sonra bir karar vermek gerekiyor. Yorgun olanlar hanlar bölgesinin yolunu tutabilir, “Daha yorulmadım, Bursa’yı tepeden görmek isterim” diyenler ise Tophane’ye çıkabilir.  Ziyaretçiler bir gün daha kalabiliyorlarsa Tophane, ardından da Çekirge ve Muradiye semtlerini mutlaka gezmeli.

Hanlar bölgesinde pek çok küçük hanın yanında Koza Han’ı gezip görmenizi ısrarla tavsiye ederiz. 1490 yılında yaptırılan ve büyülü bir atmosferi olan Koza Han, Ulu Camii ile Orhan Camii arasında yer alıyor. Bursa ipekçiliğinin zirvede olduğu yaklaşık 500 yıllık dönemde ipek böceği kozalarının mezat yeri olan Koza Han, Çin’den başlayıp Bursa’da sona eren tarihi İpek Yolu’nun son durağı. Mayıs 2008’de İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’i de ağırlayan tarihi hanın üst katında yan yana sıralanmış onlarca dükkanda Bursa’nın en seçkin ipeklilerini bulabilirsiniz.

Bursa’nın Ayasofya’sı; Ulu Camii

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde “Bursa’nın Ayasofyası, bütün camilerin ulusu” diye geçen, erken dönem Osmanlı mimarisinin müstesna örneklerinden biri olan Ulu Camii kapalı namaz kılma alanı bakımından Türkiye tarihinde yapılan en büyük camidir. Bursa’da tarihin izlerini taşıyan mekanlardan biri olan Muradiye Külliyesi ise Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan son külliye. Sultan II. Murat tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılmış ve içinde bulunduğu semte ismini vermiş. Külliye; cami, hamam, medrese, imaret ile külliyenin bahçesine daha sonraki yıllarda yapılan 12 türbeyi içeriyor. Kanuni’nin Konya’da öldürttüğü oğlu Şehzade Mustafa, Fatih’in Napoli’de sürgünde ölen oğlu Cem Sultan, Yavuz Sultan Selim’in boğdurttuğu kardeşi Şehzade Ahmet gibi bahtsız şehzadelerin türbelerini barındırmasından ötürü Muradiye’den, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle “sabrın acı meyvesi” olarak bahsediliyor.

Bursa’da görmenizi tavsiye ettiğimiz bir diğer mekan da şehrin simgelerinden olan Karagöz ve Hacivat Müzesi. Çekirge Caddesi üzerinde Karagöz Anıtmezarı karşısında yer alan müze, Türkiye’nin ilk ve tek Karagöz Müzesi özelliğine sahip. Kent ile özdeşleşen Karagöz ve Hacivat sanatını ulusal ve uluslararası alana taşımayı amaçlayan Karagöz Sanat Evi; Karagöz sanatının tüm özelliklerini sergiliyor. Müzenin etkinlikleri çerçevesinde müzede teşhir edilen koleksiyonu gezmek hatta belirli günlerde düzenlenen kukla ve gölge oyunları gösterilerini izlemek mümkün.

YAPMADAN DÖNMEYİN!

Son Osmanlı köylerinden Cumalıkızık’ı görmeden,

Gölyazı Köyü’nü ve Tirilye’yi gezmeden,

Uludağ’da kayak yapmadan,

Külliyeleri ziyaret etmeden,

Kaplıcalara uğramadan,

595 yıllık tarihiyle Türkiye’nin en yaşlı ağacı olma özelliğini taşıyan İnkaya Çınarı’nı görmeden,

Türkiye’nin ilk ve tek Karagöz Müzesi’ni ziyaret etmeden,

Ulu Cami ve Yeşil Türbe’ye gitmeden,

Koza Han’da Türk kahvesi içmeden,

İskender kebabı, Kemalpaşa tatlısı ve kestane şekeri yemeden,

İznik çinisi, Bursa bıçağı ile Bursa ipeklisi ve havlusu satın almadan…

bursatarihi

NE YENİR NE İÇİLİR?

Verimli toprakları ve uygun iklim yapısıyla tarımsal açıdan zengin olan Bursa’nın mutfağı da bu doğrultuda oldukça gelişmiş. Bursa mutfağı aslında Osmanlı mutfağını temsil etse de üzerinde yaşayan farklı kültürler de bu zenginliğe katkıda bulunmuş.

Bursa’nın herkesçe bilinen meşhur yemeklerinin başında dünyaca ünlü İs-kender Kebabı, İnegöl Köftesi, Pideli Köfte geliyor. Kemalpaşa Tatlısı, Kestane Şekeri ve Mihaliç Peyniri ile de nam salan Bursa’nın Şipşi, Oğmaç gibi çokça yapılan çorbaları da var. Osmanlı Saray mutfağının geleneksel Bursa mutfak kültürüne katkısı olan yemeklerden dik dik kebabı, etli erik yemeği, cantık pidesi, beğendili kebap ve cevizli lokum da Bursa’da yiyebileceğiniz tatlar arasında yer alıyor. Bursa’yla özdeşleşen içeceklerden ise akla ilk olarak soğuk kış günlerinin içeceği boza ile sıcak yaz aylarının içeceği şerbet geliyor. Boza da şerbet de Bursa’da tarihi serüveni olan tatlar arasında.

‘Bursa’nın kestanesi okka çeker beş tanesi’

Yapımı pek zahmetli olan kestane şekerinin Bursa’nın adıyla ünlenmesi sadece lezzetinden değil; burada yetişen kestanelerin her yerdekilerden daha iri olmasından geliyor. Öyle ki halk diline yerleşmiş güzel bir söyleyiş var; “Bursa’nın kestanesi, okka çeker beş tanesi”… Osmanlı mutfağından bize miras kestane şekerleri, bugün belki de hiçbir meyveden yapılmış tatlının görmediği itibarı görme-ye devam ediyor.1867 yılında Kayhan Çarşısı’nda başlayan iskender, Bursa yöresinin meşhur kebap yemeklerinden biri.  Aslında temel malzemesi döner olsa da, iskenderi iskender yapan, üstündeki tereyağ, domates sosu, yanındaki yoğurt ve altındaki yağlı pide parçalarıdır. Ayrıca, iskenderin eti herhangi bir dönerin etinden farklıdır. İskender kebabının yapıldığı et Uludağ kekiği ile beslenen koçlardan elde edilir ve iskender etinin yağı daha az olur. Koza Han’ın Orhan Camii girişindeki Bursa kebapçısı ya da cadde üzerindeki tarihi İskender kebapçısı bu lezzeti yiyebileceğiniz en meşhur mekanların başında geliyor. Ayrıca tarihi Aynalı Çarşı’da pide yenebilir ya da hanlar bölgesindeki esnaf lokantalarında da harika lezzetlerle karşılaşılabilir.

İNEGÖL’ÜN MOBİLYASI 160 ÜLKEDE

Birçok medeniyet gibi Osmanlı kültürünün de etkisinin yoğun olduğu, ağaç oymacılığın bu nedenlerle çok ileri bir seviyeye ulaştığı Bursa’da, mobilya üretimi ve ağaç işleme sektörü son dönemde ciddi bir gelişim yaşıyor. Özellikle tarihi İpek Yolu üzerinde bulunmasının getirdiği ticari hareketliliği ve hammadde kaynaklarına yakın olmasının avantajını iyi değerlendiren İnegöl, bugün artık mobilyasıyla da anılıyor. Bölgenin ihracatta yakaladığı başarı, Bursa-İnegöl’ün mobilyada önemli bir uluslararası merkez olma yolunda olduğunu gösteriyor.

İnegöl dış ticaret fazlası veren ender bölgelerden biri. Mobilya sektörü ilçede yerli üretim özelliği, istihdama katkısı ve ihracat potansiyeli açısından bu noktada stratejik bir konuma sahip. Bugün Türkiye mobilya üretiminin yüzde 50’sini gerçekleştiren İnegöl’de bu alanda 3 bin firma faaliyet gösteriyor. İnegöl’de nüfusun yüzde 90’ının geçim kaynağını mobilya sektörü oluşturuyor. 40 bine yakın kişiye istihdam sağlayan sektör, istihdamını 60 bine çıkarma hedefinde. Mobilya sektörü İnegöl’de bir anlamda ihracatı da sırtlıyor. Türkiye’nin mobilya ihracatındaki payı yüzde 14 düzeyinde olan İnegöl’de, 400’ün üzerinde ihracatçı firma var. Ürettiği mobilyaları yaklaşık 160 ülkeye ihraç eden İnegöl, mobilyadan 350 milyon dolarlık döviz sağlıyor. 2023 yılında mobilya ihracatını 1 milyar dolara yükseltmeyi planlayan İnegöl, sektörün gelişimi için ise birçok yeni yatırım ve projeye de imza atıyor.

Amerika ve Afrika pazarına odaklandı

İnegöl’de mayıs ayında faaliyete başlayan Türkiye’nin en büyük mobilya AVM’si Mobiliyum AVM bu yatırımların başında geliyor. İlçedeki ihracat hacmini artırmak için yurtdışı mobilya ticaret heyetleri ile görüşmelerini sıklaştıran Türkiye’nin en büyük mobilya AVM’si Mobiliyum, bu doğrultuda yaz aylarında Kazakistan, Katar ve İran gibi Orta Asya ülkeleriyle ticari faaliyetlerin geliştirilmesi adına yapılan görüşmelerin ardından, geçtiğimiz aylarda Amerika ve Afrikalı mobilya alıcılarıyla da görüşmeler yaptı.

Öte yandan İnegöl, Mobiliyum AVM ile sektörde yakaladığı ivmeyi daha da hızlandırmak için fuarcılık alanında da atağa kalktı. Bölge, yeni fuar alanıyla mobilya sektörünün fuar merkezi olmaya talip.  Mevcut yerin yetersiz gelmesi nedeniyle öncelikli olarak daha büyük ve modern bir fuar alanı talep eden ilçedeki mobilya ve yan sanayi üreticileri, 40 milyon liralık bir yatırım gerektiren yeni fuar alanı projesi için devletten destek bekliyor.