Hatay, binlerce yıldır barış ve huzura ev sahipliği yapıyor

Hatay; tarihi, kültürü ve medeniyeti açısından dünyada eşine az rastlanan bir şehir. Museviliğin, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın Anadolu’ya ilk girdiği yer olan Hatay’da, binlerce yıldır çeşitli dinler ve kültürler bir arada barış ve huzur içinde yaşıyor. 1.5 milyonu aşan nüfusuyla güney bölgelerimizin en hareketli şehirlerinden Hatay, misafirlerine hem tarih hem mimari hem de lezzet açısından zenginlik sunuyor.

Destana göre, Yunan Deniz Tanrısı Peneus’un kızı Daphne’ye, aşk tanrısı Eros’un oklarından birine hedef olan Apollon aşık olur. Ancak Daphne, Apollon’dan sürekli kaçar ve aşkını reddeder. Bir gün Daphne yine kaçarken Apollon’a yakalanır ve babası Yunan Deniz Tanrısı Peneus’dan yardım ister. Peneus, Daphne’yi defne ağacına dönüştürür ve Daphne sonsuza dek defne ağacı olarak kalır. Apollon ise, defne ağacından aldığı yapraklarla kendine bir taç yapar ve bu tacı başından hiç çıkartmaz. Tüm Apollon heykellerinin başında gördüğümüz defne yapraklarından yapılmış tacın sebebi budur.

Hatay, tarihte birçok medeniyetin yanı sıra Antik Yunan mitolojisinde anlatılan dillere destan Daphne’nin hikayesinin de ev sahibi. Efsaneye göre Apollon ve Daphne arasındaki hikaye, Antakya’nın Harbiye beldesinde geçmiş. Bu efsanenin kanıtlarından en önemlilerinden biri olan Apollon ve Daphne mozaiği, bugün Antakya Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Hataylılar da Harbiye’de defne ağaçları arasından akan bu meşhur şelalelere “Daphne’nin Gözyaşları” adını veriyor.

Kuzeyden güneye giden ve doğudan gelen anayolların kavşak noktasında bulunan Hatay, tarihi boyunca kıtalar ve bölgeler arası ticarette önemli rol oynadı. Yolcu ve hacı kervanları için bir konaklama yeri ve çeşitli bölgelerden gelen insanlar için bir kültür alışverişi merkezi haline geldi. Tarihi boyunca çeşitli inançlara sahip pek çok millete yurtluk olan Hatay bölgesinde, yetişen çok sayıda şair, bilim adamı ve sanatçı ile zaman içinde zengin bir kültür birikimi meydana geldi. Bu birikimin izlerini, etkilerini bugün de tarihi yapılarda, müzelerde eser olarak, toplum yaşayışında sanat, basın-yayın etkinlikleri ya da gelenek, görenekler halinde görmek mümkün. Ayrıca tarihi boyunca çeşitli dinlerin, inançların bir arada yaşadığı Hatay, bu özelliğini bugün de koruyor. İslam, Hristiyanlık ve Musevi inançlarının iç içe yaşandığı; cami, kilise ve havranın yan yana varlıklarını ve fonksiyonlarını sürdürdüğü şehirde, toplumun sahip olduğu ortak kültür nedeniyle inanç farklılıkları hiçbir zaman problem olmazken, bu farklılıklar kültürel yapının bir zenginliği olarak kabul ediliyor.

Hatay, Türkiye’nin en önemli eski yerleşim yerlerinden biri. Yapılan arkeolojik araştırmalarda MÖ 100.000 ila 40.000 yılları arasına tarihlenen bulgulara ulaşılıyor. MÖ 300 yılında kurulup hızla gelişen kent, Roma, Emevi, Abbasi, Selçuklular, Bizans, Memlük ve Osmanlı egemenliklerinde kaldı. 1918’e kadar Osmanlı hakimiyetinde olan Hatay, bundan sonraki yıllarda önce küçük bir devlet olarak kurulup ardından Türkiye sınırlarına dahil oldu. Fransa’nın Suriye’ye bağımsızlık tanıması için yapılan çalışmalar üzerine Türk Hükümeti’nin müdahalesi ile bağımsız Hatay Devleti kuruldu, aynı gün Hatay Meclisi yasama çalışmalarına başladı. Bir yıl sonra bu meclis Hatay’ın Türkiye’ye katılması kararını alınca 5 Temmuz 1938’te Türk ordusu şehre girdi ve Hatay 23 Haziran 1939’da vilayet olarak Türkiye’ye katıldı.

Dinler ve ibadethaneler bir arada

1.5 milyonu aşan nüfusuyla güney bölgelerimizin en hareketli şehirlerinden biri olan Hatay’da tarihi zenginlik hem mimariye hem de yemeklerine yansıyor. Şehirde farklı dinlere ait çok sayıda ibadethane hâlâ faal olarak kullanılıyor. Şehri gezerken aynı lokasyonda hem ezan sesini, hem kilise çanını duymak mümkün.

Musevilik ve Hristiyanlık gibi Müslümanlığın da Anadolu’ya ilk girdiği şehir olan Hatay’da çok sayıda tarihi cami bulunuyor. Bunlar arasında en dikkat çeken Habib-i Neccar Camisi, Anadolu’da yapılan ilk cami özelliğini taşıyor. Roma dönemine ait bir pagan tapınağının üzerine inşa edilen Habib-i Neccar Camisi’nin arsasında, İsa’nın havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya (Pavlos) ile onlara ilk inanan ve ilk şehit edilen kişi olan Antakyalı Habib-i Neccar’ın türbesi de yer alıyor. MS 636’da Halife Hz. Ömer’in komutanları tarafından fethedilip islamlaştırılan Hatay’a dini sembol olarak inşa edilen ilk camii olan Habib-i Neccar Camii, tarih boyu defalarca yıkılıp yenilenen, külliyesi ile birlikte şehrin önemli tarihi sembollerinin başında geliyor.

Dünyanın ilk kiliselerinden sayılan St. Pierre Kilisesi ise aynı zamanda dünyanın ilk Katolik kilisesi. Küçük bir mağaradan oluşan kilise, manevi ve tarihi bir değere sahip. Aziz Pavlus Ortodoks Kilisesi (Aziz Piyer ve Aziz Paul Kilisesi) ise Hürriyet Caddesi üzerinde bulunan küçük ve şirin bir kilise. 1700’lü yıllarda yapıldığı tahmin edilen Antakya Havrası da, Hatay’daki Musevi cemaatin en önemli yapılarından. İçinde 500 yıllık bir Tevrat’ın da bulunduğu havrada özel bayram ve dini günlerde ayinler düzenleniyor.

Antakya gezisinin olmazları; Arkeoloji Müzesi ve Uzun Çarşı

Antakya’daki gezinize İskender’in at koşturduğu söylenen Antakya Botanik Parkı’nda Hatay kültüründe bir sabah kahvaltısı ve Türk kahvesiyle başlayabilirsiniz. Bu parkın hemen bitişiğinde Arkeoloji Müzesi buluyor. Yapımına 2011 yılında başlanan yeni müze; toplam 32 bin metrekare kapalı alan, 10 bin 700 metrekare sergi alanı ve 3 bin 500 metrekare sergilenen mozaikle, Zeugma Mozaik Müzesi’nden sonra dünyanın en büyük ikinci mozaik sergileme alanı olarak inşa edildi. Müzede Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait Harbiye, Antakya, Atçana, Seleukia Pieria ile İskenderun’da bulunmuş eserler sergileniyor. Bu eserlerin çoğunluğu, 1932-1939 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları sonucu keşfedildi. Burayı gezdikten sonra Künefeciler Meydanı olarak bilinen Ulus Meydanı’ndaki Ulu Cami’yi gezebilirsiniz. Hemen yanında Antakya’nın en işlek caddesi olan Saray Caddesi’nden devam ederek Katolik Kilisesi’ne ve az ilerisindeki Protestan Kilisesi’nden sonra Havra’ya, oradan da dünyada ilk olarak ışıklandırmanın yapıldığı Kurtuluş Caddesi’nden devam ederek Habib-i Neccar Camisi’nde dinlerin kardeş olduğuna tanıklık edebilirsiniz.

Kurtuluş Caddesi’ni eskiden Zenginler Mahallesi olarak bilinen sağlı sollu Eski Antakya evleri ve dar sokaklar çevreliyor. Habib-i Neccar Camisi’nin hemen yanındaki yoldan aşağı doğru ilerlerseniz Uzun Çarşı’ya ulaşırsınız. Hem anında yemelik, hem memlekete getirmelik çok çeşitli yöresel lezzeti çarşı içindeki dükkanlarda bulmak mümkün. Peynir çeşitleri, paket künefe, çökelek, kuru yemiş, pekmez ürünleri, reçeller, şeker sucuğu ve türevleri, doğal baharatlar, çaylar, defne sabunu ve bitkisel ürünler yemelik ve hediyelik alışveriş ürünleri olup, fiyatları gayet makul. Acıktıysanız kağıt kebap, tepsi kebabı yapan çok meşhur kasaplara uğrayıp, ardından künefeciler meydanında künefenizi yiyebilirsiniz. Günün yorgunluğunu atmak istiyorsanız rotanızı Harbiye Şelalelerine çevirmenizi öneririz. Apollo ile Daphne’nin mitolojik hikayesinin geçtiği yer olan Harbiye, tarihi hikayeden bağımsız olarak, efsanevi güzellikteki şelaleleri, temiz havası, Hatay mutfağı menülü restoranları ve sakinliğiyle dinlenmenizi sağlayacaktır.

hatayselale

Samandağ yolunda Titus Tüneli ve Hz. Hıdır türbesi sizi bekliyor

Samandağ’a gitmek için özel aracınız varsa şanlısınız. Eğer aracınız yoksa kiralayabilirsiniz. Aracınızla, Gümüşgöze-Yeşilpınar yolundan Aknehir üzerinden Samandağ’a gitmenizi ve Asi boyunca yolculuğun yanında yeşil doğasıyla birçok köyü gördükten sonra Samandağ’a ulaşmanızı öneririz. Sahilde, Hz. Hıdır ile Hz. Musa’nın buluştuğu yer olan Hz. Hıdır türbesini ziyaret ettikten sonra Çevlik’e gidebilirsiniz. Samandağ Çevlik’te dağlık ve denize hâkim yamaçlarda bulunan Titus Tüneli, Hatay’a her gelenin mutlaka görmesi gereken bir büyüleyiciliğe sahip. Yapılış hikayesi ve görüntüsüyle dikkati çeken Titus Tüneli, ilçenin önemli tarihi güzellikleri arasında yer alıyor. MS 1. yüzyılda dağdan gelen suların neden olduğu selin taşıdığı kum ve çakılların limanı doldurmasının engellenmesi amacıyla Roma İmparatoru Vespasian’ın emriyle yapımına başlanan tünel, bin esire 10 yılda 130 metrelik dağın oyulmasıyla oluşmuş. Yaklaşık bin 380 metre uzunluğunda, 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğindeki tünelin üst tarafının belli noktalarının kapalı olmasının yanı sıra yer yer açıklıklar bulunuyor.

hataytitus

Öğle saatlerinde güneş ışınlarının yansımasıyla muhteşem bir renk cümbüşünün ortaya çıktığı tünel, mühendislik harikası olarak nitelendiriliyor. Serin olmasının yanı sıra yer yer içerisinde kayaların bulunması nedeniyle sonuna kadar gidilmesi biraz zahmetli olan tünel, ziyaretçilerine adeta zamanda yolculuk yaptırıyor. Tünelin deniz tarafına bakan kısmında ise kaya mezarları bulunuyor. Titus Tüneli’ni ziyaret edenlerin, aynı mevkide yer alan kalker kayalara oyulmuş olan ve Romalılar dönemine ait önemli kişilerin mezarlarının yer aldığı, yöre halkı tarafından Beşikli Mağara olarak adlandırılan kaya mezarlarını da görmeden gitmemesi gerek.

Beşikli mağara ve Titus tünellerinde doğa yürüyüşü yaptıktan sonra, Kapısuyu köyünde dünyanın en uzun ikinci sahilini, bitimindeki Kel Dağı’nın eşsiz manzarasını fotoğrafladıktan sonra Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı’da bir çay içebilirsiniz.

Seyahatinizi Hıdırbey’deki Musa Ağacı’nı görüp, Batıayaz, Fidanlı köyünden Antakya-Samandağ yoluna çıkarak St. Simon Manastırı’nı gezip Antakya’ya dönerek tamamlayabilirsiniz. Eğer Hatay’da gezecek daha çok zamanınız varsa Açana Höyüğü, Bakras Kalesi, Darb-ı Sak Kalesi, Sütunlu Liman, Şeyh Ahmet Kuseyri Cami ve Türbesi, Yayladağ Barleam Manastırı, Dörtyol Payas Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’ni de görmenizin tavsiye ederiz.

hataygenely2

Hatay’a sadece yemekleri için bile gidilir

Hatay mutfağı şüphesiz ki Türkiye’nin en zengin mutfaklarından biri. Türk, Arap ve Yörük mutfağının harmanlanmasından oluşan bu lezzetler, asırlar boyu kardeşlik içinde yaşayan insanlar tarafından geliştirilip, Çukurova’nın verimli topraklarının katkısıyla hem bitkisel hem de hayvancılık yönüyle zenginleştirilerek bulunmaz bir ziyafet sunuyor.

Tepsi Kebabı: Tercihen elde çekilmiş taze kıymanın, hafif baharat ve yağ ile tepsiye dizilmesi, üzerine parça domates, biber, sarımsak doğranmasıyla odun ateşinde fırınlanması sonucu hazırlanır.

Hatay Tava: Düz bir tepsiye ince bir şerit olarak değil de daha derin bir güvece etin ve iç malzemenin hazırlanması ve fırınlanması ile oluşuyor.

Kağıt Kebabı: Benzer içeriğin daha küçük yuvarlaklar halinde, tepsiye konulan yağlı ıslak kağıdın üzerinde fırına sürülmesi ile ortaya çıkar. Tepsi kebabı daha sulu, bu daha köfte kıvamında kendi suyundadır.

Belen Tavası: Kuzu kuşbaşının tencere yemeği şeklinde ya da kiremitte, domates, sarımsak, yeşil biber ve baharat ile hazırlanıp pişirilmesi ile oluşur. Geleneksel Türk güveç yemeklerine benzer.
Ciğerli Cartlak Kebabı: Hatay yöresinin ızgara modellerinin en meşhurudur. Klasik ciğer şiş benzeri bu yemek, kuşbaşı büyüklüğünde irice kesilmiş, genelde iki ciğer bir kuyruk şeklinde şişlenmiş ve birden çok şiş ile servis edilen efsane bir lezzettir.

Hatay İçli Köfte: Hatay’da içli köfteye ”kibbeh veya oruk” deniliyor. Antakya ve İskenderun olmak üzere ikiye ayrılıyor. Antakya usulü içli köfteye oruk deniliyor. Oruk, hamuruna dövülmüş et konulup hazırlanıyor. Uzun bir şekli olan köfteler nar gibi kızartılıyor. Kimi zaman sac oruğu denilen bir şekilde pişiriliyor ve tüketiliyor. İskenderun usulü içli köftede ise kızartılan köfteler dinlendiriliyor, üzerine zeytinyağlı ve sarımsaklı bir sos gezdiriliyor.

Sini Oruğu: Yörenin geleneksel tatlarından olan içli köfte harcını tepsiye dizip köfte yapımına Hatay’da bu isim veriliyor. Tepsi tabanına ince bir bulgur tabakası, aşağı kalmaz kalınlıkta kıyma ve tekrar bulgur tabakası ile hazırlanan, bulgurunda ceviz de yer alan efsane fırın lezzetidir.

Kaytaz Böreği: En meşhur Hatay böreği desek yeridir. Etin hamurla buluşturulup sıcak olarak kahvaltılık ya da günlük olarak yenilmesi için gurme sanatının tüm hünerleri ve şımra adı verilen rezene tozu yardımı ile özelleştirilmesi sonucu ortaya çıkmış.

Humus: Ortadoğu ve Arap mutfağının nohuta leziz dokunuşu olan humus ülkemizde Hatay kökenli bir yemektir diyebiliriz. Sıcak ve soğuk olarak, etli, sucuklu, pastırmalı, bol baharatlı, azıcık yağ gezdirilmiş olarak sunulur.

Zahter Salatası: Arap mutfağının önemli bir baharatı olan zahter, Hatay’da da yaygın olarak tüketiliyor. Zahter salatası, zahterin taze soğan, maydanoz, nar ekşisi, pul biber ve zeytinyağıyla buluşması şeklinde basit ve leziz bir meze olarak hazırlanıyor.

Keşkek: Daha ziyade Orta Anadolu, Doğu Anadolu, Trakya ve İç Batı Ege yemeği olsa da Hatay’da da yaygın tüketilen geleneksel düğün yemeğidir. Yarma buğday ve et ile hazırlanan geleneksel tat Antakya’da restoranlarda bulunuyor.

Hatay Katıklı Ekmek: Biber salçası, susam ve baharat baskın tatların açılmış hamura katık edilmesi ve fırınlanması ile hazırlanır. Şahane bir kahvaltılık olmakla beraber tüm gün sıcak sıcak yenilebilir. Hatay Uzun Çarşı önemli bir pişirim durağı olmakla beraber tüm şehirde bulunabilir. Çökelek başta olmak üzere peynirli alternatifleri de çoktur. Hatay kahvaltısının baş tacıdır.

hataygenely

KÜNEFENİN BAŞKENTİ, HATAY

Kadayıf ve peynirden yapılan, sıcak olarak servis edilen bir tatlı çeşidi olan künefe, Hatay’la özdeşleşen en ünlü tatların başında geliyor. Anavatanı Hatay olan künefenin birden fazla çeşidi olmasına rağmen genel yapılış yöntemi aynı. İki katman kadayıf arasına tuzsuz bir cins peynir koyularak hafifçe pişi-rilip, üzerine çok koyulaşmamış şeker şurubu katılıyor. Sac tavanın üzerinde yapılan tel kadayıfın taze Hatay peyniri ile birleştirilip büyük tepsilerle odun ateşinde pişirilmesi sonucu hazırlanan künefe; ikramı, sımsıkı dondurması, kaymağı, Antep fıstığı ile yiyenleri kendine hayran bırakıyor. Eğer Hatay dışında çok kez künefe yediyseniz bir de mutlaka bu şehrin ustalarının elinden çıkanın tadına bakın isteriz. Çünkü Hatay’da tattığınız künefe ile bugüne kadar gerçekten hiç künefe yemediğinizi anlayacaksınız.

hataykunefe

YAPMADAN DÖNMEYİN!

  • Arkeoloji Müzesi’ni, Habib-i Neccar Cami’ni, Çevlik Ören yerini, Titus Tüneli’ni, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’ni görmeden,
  • Hatay sokaklarını, çarşılarını gezmeden,
  • Humus, künefe, kaytaz böreği, kağıt kebabı, kerebiç, cevizli biber yemeden,
  • Defne sabunu, ipekli dokuma, nar ekşisi, baharat, çeşit çeşit peynir almadan,
  • Harbiye’de doğayla baş başka kalıp huzur bulmadan,
  • Hatay’ın onlarca çeşit mezelerinden tatmadan,
  • Antakya’nın dar sokaklarında gezerken, Fransızlar dönemine ait evlerini görmeden,
  • Büyük İskender tarafından kurulan İskenderun-Arsuz’da denizin keyfini çıkarmadan dönmeyin.hataybaharat

“Neşeli ol hayatını yaşa” mozaiği Paris’te büyük ilgi gördü

Roma dönemine ait olan ve bulunduğunda arkeoloji dünyasında büyük şaşkınlık uyandıran “Neşeli ol, hayatını yaşa” mozaiği yurtdışında tanıtıldı. Bulunan eser, binlerce yıl öncesinde dahi Hatay’ın barış ve huzur kenti olduğunu bize kanıtlıyor. Hatay’da yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan ve dünyanın nadir eserleri arasında gösterilen mozaik, Hatay Büyükşehir Belediyesi tarafından Paris’te 25 Ekim’de UNESCO binasında düzenlenen özel lansmanda sergilendi. Dünyada nadir eserler arasında gösterilen “Neşeli ol, hayatını yaşa” yazısının bulunduğu mozaik, lansmana katılan UNESCO delegelerinin, uluslararası yatırımcıların, akademisyen ve sanatçılar ile sanata yatırım yapan kuruluşlar ve diplomatik çevrelerin ilgi odağı oldu.

hataymozaik

Hatay’daki lezzet durakları

  • Hatay Sultan Sofrası
  • Sveyka Restorant
  • Ciğercim Kebap
  • Yusuf Usta Çınaraltı Künefe
  • Kule Restorant

hatayyemek

Zigon ve orta sehpanın üretim üssü

Coğrafi konumuyla pek çok avantaja sahip olan Hatay, mobilya sektöründen edindiği tecrübeyle son 10 yıldır mobilya aksesuar imalat ve ihracatı üzerine Türkiye’nin kalbi haline geldi. Zigon, sehpa, orta masa, fiskos gibi mobilya aksesuar ürünlerinde sadece yurtiçindeki ihtiyacı karşılaması yönünden değil, dünyanın yaklaşık 40 ülkesine yaptığı satışla da önemli bir başarıya imza atan Hatay, Türkiye’de ve dünyada zigon ile orta sehpa üretiminde üs olma özelliğine ulaşmış durumda. Suriye, Irak, İran, Dubai, Mısır, Suudi Arabistan çerçevesine hitap eden bir bölge olan şehir, Türkiye’nin yakın coğrafyasında aksesuar ve sehpa üretimi konusunda merkez oldu.

Antakya’da ağaç işleri sektöründe üretim yapan yaklaşık 1500 firma var. Bu firmalar arasında el emeğinin ağırlıkta olduğu ve ustalık gerektiren işlerin yapıldığı küçük atölyelerin yanı sıra, son teknolojik makinelerle yüksek üretim kapasitesine sahip büyük tesisler de bulunuyor. Sehpa üretiminde yaklaşık 3 bin çalışanın istihdam edildiği Hatay’da, küçük sanayi sitesinde odaklanmış olan üretici firmalar şimdi üretimlerini mobilya ihtisas OSB’ye taşıyorlar. Küçük sanayi sitesinden ayrılarak OSB’den küçük bir ara statüdeki 465 dönümlük bir arazide yaklaşık 100 firmanın üretim yapacağı OSB ile Hatay’da sektörün büyüme hızının artması bekleniyor. Öte yandan Antakya Ticaret ve Sanayi Odası önderliğinde yapılan projeyle küçük sanayi sitesinde ortak üretim açısından kullanım alanı oluşturuldu. 7.5 milyon TL’lik makine yatırımının yapıldığı atölye, 400 metrekarelik bir alana kuruldu.

hataymob3

40 ülkeye Hatay sehpası

Hatay, meşhur ‘Künefe’ tatlısından sonra ‘Hatay sehpası’ ile de adından söz ettiriyor. Dünyada zigon ve orta sehpa kültürüne sahip olan her ülkeye ihracat yapan Hatay, başta Ortadoğu, Türki Cumhuriyetleri, Afrika ve Avrupa gibi 40 ülkeye bu ürünlerin satışını gerçekleştiriyor. Teknolojiyi yakından takip ederek modaya ayak uyduran, yenilikçi ürünleriyle pazarını çeşitlendiren şehirdeki üretici firmaların imalatını yaptığı zigon ve orta sehpalar, yurt içi ve yurt dışında “Hatay sehpası” olarak anılıyor.

Fiyatları 20 ile 150 dolar arasında değişen sehpalar üreten Hatay, pazarda kalıcı olmak amacında. Bunun için de üretimi ve çeşitliliği artırarak gelişmeleri yakından izleyen şehirdeki üretici firmalar, son yıllarda fuar katılımlarını da artırdı. Uluslararası fuarda büyük ilgi gören Hatay ürünleri, yerli ve yabancı çok sayıda markanın katıldığı fuarlar ile yeni pazarlara girmek için fırsat kolluyor.

Aylık üretim 70-80 bin takıma ulaştı

Antakya Hızarcılar ve Mobilyacılar Odası Başkanı Mehmet Ali Yapar, dünyada zigon ve orta sehpa üretiminde Hatay’daki mobilyacıların büyük oranda söz sahibi olduğunu belirtti. Kentin, dünyada en fazla zigon sehpa üretiminin yapıldığı yerler arasında ilk sıralarda bulunduğunu söyleyen Yapar, ürünlerin büyük bir bölümünün ihracata gönderildiğini aktardı. Yapar, kentte bu alandaki üretime yönelmenin ise ilginç bir hikayesi olduğunu anlatarak, şöyle devam etti: ”Bizim zigon ve orta sehpa üretimine girme hikayemiz, ürettiğimiz diğer mobilya ürünlerinin pazarda karşılık bulmadığı bir döneme denk geldi. Ürettiğimiz ürünleri günümüz şartlarına uyduramadığımız bir dönemde mobilyayı ve iş gücünü kaybetmek üzereydik. Hem firmalar kendi hayatını devam ettirsin hem de iş gücünü kaybetmesin diye biz de üreticileri zigon ve orta sehpa üretimine özendirdik. Pazardaki zigon ve orta sehpa üretiminin açıklığını görüyorduk. Firmalarla görüşerek ikna ettik. Bugün üretimimiz devasa rakamlara geldi. Aylık üretim 5-10 bin takımdan 70-80 bin takıma ulaştı. Dünyanın neresinde zigon ve orta sehpa alacak varsa önce Türkiye’ye sonra da Hatay’a gelmeli. Çünkü bu ihtiyacı karşılayabilecek ve bu üretim kapasitesine sahip bir başka bir il ve bölge yok.”