Marka kent Kars, turizm gelirlerini artırma hedefinde

Kars, her geçen yıl artan ziyaretçi sayısıyla marka kent olma iddiasını güçlendiriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sürdürdüğü Marka Kent Projesi’nde kültür turizminin canlandırılması ve turizm gelirinin artırılması için belirlenen 15 marka kentten biri olan Kars’a 2023 yılına kadar 50 milyon TL’lik yatırım yapılacak.

Rus mimarisindeki taş yapı evleri, Ani Harabeleri, Kars Kalesi, ilk Türk Camii Ebul Manucehr ve Havariler Kilisesi, Sarıkamış Turizm Merkezi, halı ve kilimleri, kaşar peyniri, balı ile turizmde ön plana çıkmayı amaçlayan Kars, bu şekilde istihdamını ve gelirini de artırmanın hesaplarını yapıyor.

Adının kaynağı Karsaklardan gelen Kars, Türkiye’deki en eski Türkçe il adı olma unvanına sahip olmasının yanı sıra Anadolu’nun en eski yerleşme merkezlerinden de biri. Huriler, Urartular, İskitler’in ardından Karsaklılar’ın M.Ö. 2. yüzyıldan M.S. 5. yüzyıl ortalarına kadar hüküm sürdüğü Kars, bu tarihten sonra Sasaniler, Selçuklular, Gürcüler, Moğollar ve Osmanlı İmparatorluğu bünyesine katıldı.

Osmanlı döneminde 1853-1856 tarihleri arasında Rusya ile yapılan Kırım Savaşı devam ederken, 14 Haziran 1855 tarihinde Rus Orduları doğu sınırlarımızı aşarak Kars’ı kuşattı. Müşir Mehmed Vasıf Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 135 gün süren Rus kuşatmasına karşı Kars halkı ile birlikte kahramanca bir savunma yaparak 29 Eylül 1855 günü Kars Zaferi’ni kazandı. Bu zafer nedeniyle, verilen Kars Zafer Madalyası aynı zamanda Anadolu’da bir şehre verilen ilk gazilik madalyası oldu. Bir dönem Osmanlı topraklarında kalan Kars, 1877 yılında Rusya tarafından işgal edildi. O tarihten 1918 yılına kadar 40 yıl Rus işgali altında kaldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılan Kars, 30 Ekim 1920’de Kazım Karabekir Paşa idaresindeki Türk askerinin Ermeni kuvvetlerini yenmesi sonucu, yeni Türkiye devletinin kazandığı ilk askeri ve siyasi zaferle anavatana kavuştu. O dönemde Türkiye’nin 64 vilayetinden birisi olan ve 1992 yılına kadar aynı kalan Kars’ın sınırları ve nüfusu, kendisine bağlı birer ilçe olan Ardahan ve Iğdır’ın il olarak ayrılmasıyla 1992’de değişti.

Ana geçim kaynağı hayvancılık, alternatifi arıcılık…

Kars, Doğu Anadolu Bölgesi’nin en soğuk bölgesinde yer alıyor. Kışların uzun ve sert geçtiği şehir, Türkiye’de soğukların en bariz olduğu ve uzun sürdüğü yerlerden. Geçimini tarım ve hayvancılık faaliyetleri ile sağlayanların oranının çok yüksek olduğu şehirdeki ekonomi büyük oranda, tahıl tarımı ve geleneksel mera hayvancılığına dayalı. Kars ve yöresi, geniş otlak ve çayırlarıyla geçmişten beri ülkemiz hayvancılığının odağı oldu. İklim ve coğrafi şartların kısıtladığı bitkisel üretimden elde edilen gelirin yetersizliği, buna karşılık mera ve çayırların fazlalığı Kars’ta doğal olarak hayvancılığa yönelimi getirdi.

Öte yandan Kars, Türkiye’nin arıcılıkta önde gelen illerinden biri. Bitki örtüsünün arıcılığa elverişli olması, çiçek türü ve bolluğu, eşsiz lezzet ve kalitede bal üretimine uygun bir ortam oluşturuyor.

Kristal kar özelliğiyle kayakçıların tercihi

Kars, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sürdürdüğü Marka Kent Projesi’nde kültür turizminin canlandırılması amacıyla turizm gelirini artırmak için belirlenen 15 marka kentten biri. Bu nedenle de şehre 2023 yılına kadar 50 milyon TL’lik yatırım yapılacak. Rus mimarisindeki taş yapı evleri, Ani Harabeleri, Kars Kalesi, ilk Türk Camii Ebu Menucihr ve Havariler Kilisesi, Sarıkamış Turizm Merkezi, halı ve kilimleri, kaşar peyniri, balı ile turizmde ön plana çıkmayı amaçlayan Kars, turizmiyle birlikte istihdamını da gelirini de artırmanın hesaplarını yapıyor.

Kışın ve karın yoğun olduğu Kars’ın, kayak turizmine yönelik hedefleri de oldukça fazla. Kar kalitesi ve kayak pistleri açısından dünyanın en uygun tesisleri arasında gösterilen Sarıkamış Kayak Merkezi, Kars’ın gözbebeği olmasının yanı sıra Türkiye’nin en önemli kayak merkezlerinden de biri. Çamurlu Dağı’nda yer alan Sarıkamış Kayak Merkezi’nde toplam 844 metre uzunluğunda bir teleski tesis mevcut. Kış sporları ve kış turizmi bakımından Türkiye’nin 1. derece öncelikli 5 merkezinden biri olan Kars-Sarıkamış Cıbıltepe Kayak Merkezi, çevresi ünlü sarıçam ormanları ile kaplı, 2 bin 200-2 bin 900 metre yüksekliğindeki bir plato üzerinde yer alıyor.

Kış boyunca karla kaplı olan Sarıkamış’ta en uygun kayak mevsimi 10 Aralık-10 Nisan tarihleri arasında. Sadece Alp Dağları’na mahsus “kristal kar” özelliği ile kayak sporu için son derece elverişli olan Sarıkamış; Alp Disiplini, Kuzey Disiplini ve Tur Kayağı için çok uygun koşullara sahip. Yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda kayakseverin kış sezonu boyunca tercih ettiği kayak merkezi, 12 km uzunluğunda ve 5 etaptan oluşuyor. Günde 5 bin kayakçıyı ağırlayacak kapasitedeki Sarıkamış Kayak Merkezi, çevresinde bulunan konaklama tesisleri ile tatile uygun yapıda. Habitat Otel, Çamkar Otel, White Park Otel, Dolina Otel, Snow Life Otel kayak merkezinde konaklama yapılabilecek otellerden. Turizm hareketlerini canlandırarak turizm gelirlerini arttıracak özellikteki Cıbıltepe’nin muhteşem bir doğal güzelliği mevcut. Sarıkamış’ın kış turizmi yanında piknik ve mesire yeri alanı bakımından da zengin bir yöre olması, kış mevsimindeki ilginin yazın da devam etmesini sağlıyor.

Tarihin izlerini mimari yapılarda görmek mümkün

Köklü tarihi geçmişi, gelenek ve görenekleri, arkeolojik alanları, etkileyici mimari yapıları, doğal güzellikleri, kayak merkezi ve lezzetli yemekleri ile şehir; her türlü beklentiyi karşılayacak düzeyde.

Özellikle tarihi zenginliği yansıtan mimari yapıları, Kars’a gelen turistlerin en çok ilgisini çeken noktaları oluşturuyor. Büyük Katedral, şehrin en merak edilen tarihi değerlerinin başında geliyor. Yazıtlara ve tarihçilere göre katedralin temelleri Bagratlı Kralı II. Sembat tarafından M.S. 990 yılında atılmış, ancak Kral Sembat öldükten sonra kiliseyi eşi kraliçe Katranide tarafından 1001 yılında bitirilmiş. 1060’lı yıllarda Sultan Alparslan’ın Anı bölgesini fethetmesiyle birlikte katedral camiye çevrilmiş. Hatta fethin ilk namazı bu katedralde kılınmış. Katedralin ismi de camiye çevrildikten sonra Fethiye Camii olarak değiştirilmiş.

1896 yılında yapılmış olan Katerina Köşkü ise, Yukarı Sarıkamış bölgesine doğru yönelen ziyaretçileri tüm ihtişamıyla karşılıyor. Bu güzide yapının en önemli özelliği, yekpare ağaçtan yapılmış olması ve çivi kullanılmadan inşa edilmesi. Hâlâ bu özelliğini koruyan köşk, Osmanlı-Rus Savaşı’nın (1877-1878) ardından Kars ve çevresinde 40 yıl devam eden Rus işgali döneminin birçok izini taşıyor. Özgün mimarisi ile ziyaretçilerini kendine hayran bırakan Katerina Köşkü, bulunduğu konum nedeniyle Sarıkamış’ı gören harika bir manzaraya sahip. Yapılış tarihi net olarak bilinmese de 1914 yılında Rus Çarı II. Nikola ve eşinin konakladığı köşkün, 1900-1902 yıllarında inşa edildiği düşünülüyor.

Kars Kalesi’nden şehrin havasını soluyun

Kars’ta şehir dokusunu hissetmek için en iyi noktalardan biri, Kars Kalesi. Şehir merkezine kuş bakışı bakmak ve şehrin havasını solumak için tercih edilen kale, 1153 yılında inşa edilmiş. Su Kapısı ya da Çeribaşı Kapısı, Kağızman Kapısı ve Behram Kapısı olmak üzere 3 kapısı olan kalenin içerisinde 12. yüzyıldan kalma Celal Baba Türbesi de bulunuyor. Askeri koğuşlar, tarlalar, cephanelik ve mescitle geniş bir alanda kurulu olan kaledeki kafede oturup şehri seyretmenin keyfini çıkarabilirsiniz.

Kars Kalesi’nin güneyindeki Havariler Kilisesi, şehir merkezindeki en görkemli Ermeni kiliselerinden biri. Bagratlı Krallığı dönemine uzanan kilise 937 yılında inşa edilmiş. Konik biçimli kubbesi ve bazalt kesme taş kaplamasıyla bölge mimarisini yansıtan yapı etkileyici güzelliğe sahip. Kars Kalesi’ne çıkış güzergahında, Evliya Camii ve Hasan-ı Harakani Türbesi’nin yanı başında bulunan Havariler Kilisesi, yakın döneme kadar camii olarak kullanılmış. Restorasyon ve çevre düzenlemelerinin devam ettiği kilise, Kars’ta mutlaka görülmesi gereken yerler arasında.

Doğayla buluşma adresi, Çıldır Gölü

Kars ile Ardahan arasında yer alan Çıldır Gölü’nün tamamı kış aylarında donuyor. Bölgeye kış sezonunda gelenlerin mutlaka ziyaret ettiği Çıldır Gölü’nün her köşesi, bu etkileyici doğa olayına tanıklık etmek için uygun. Çıldır Gölü, kızaklı at turu ve buz tutan gölde balık avı gibi heyecan verici aktivitelere ev sahipliği yapıyor. Kars’ın Arpaçay ilçesi ile Ardahan’ın Çıldır ilçesi boyunca uzanan gölde avlanan, yerel halkın sarı balık ya da şafak balığı dediği balığın tadına bakmadan dönmeyin. Gürül gürül akan Kars Çayı üzerindeki Taş Köprü, şehrin en iyi duraklardan biri. Kale İçi Mahallesi ile Sukapı Mahallesi’ni birleştiren köprü, 1579 yılında Osmanlı Padişahı III. Murat döneminde yaptırılmış. Kars Kalesi’nden şehre bakıldığında ilk göze çarpan yapılardan biri olan Taş Köprü, Kars Çayı üzerindeki geçişi sağlıyor.

Örenyeri gezmek isteyenleri Ani Antik Kenti bekliyor

Ermenistan-Türkiye sınırında, Arpaçay Nehri’nin kıyısında bulunan Ani Antik Kenti (Ani Harabeleri) Kars’ın en çok tanınan gezilecek yerlerinden. 4 bin 500 metreyi aşan uzunluğa ve 8 metreye ulaşan yüksekliğe sahip surlarla çevrili antik kent, tadına doyum olmayan ve her saniyesinde insanı zaman yolculuğuna sürükleyen özellikte. Kars’a 42 km uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içinde yer alan Ani Ören Yeri, Türkiye ile Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay Nehri’nin batı yakasında Türkiye sınırlarında volkanik bir tüf tabakası üzerine kurulmuş bir ortaçağ şehri.

Antik kent, tarih boyunca Anadolu’nun geçiş güzergahında güvenli bir geçiş kapısı görünümündeymiş. En eski tarihi M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanan ören yeri, Anadolu’ya İpek Yolu üzerinden girişte ilk konaklama merkezi olduğundan aynı zamanda bir ticaret merkezi de olmuş. ‘1001 kilise şehri’ veya ‘40 kapılı şehir’ diye de adlandırılan Ani’nin ilk keşfi 1880’lere uzanan bir yeraltı şehri de var. Bu yeraltı şehrinde 823 yapı ve mağara bulunuyor. Şehir suru, 8 kadar kilise ve bir cami, Ani’de halen ayakta duran eserlerin en önemlileri. Ani’deki en önemli İslam eseri olan Menuçihr Camii, 1072 yılında Şeddadî emiri Menuçihr tarafından yaptırılmış. Menuçihr Camii, Türk fethinden sonra Türkiye topraklarında inşa edilen en eski cami olmasıyla dikkati çekiyor. Geçmişten günümüze ‘Ani bir dünya ama dünya bir Ani değil’ sözüyle anılan şehir, 6. yüzyıldan bu yana yerleşimin görüldüğü, farklı inanç grupları ve etnik yapılardan insanların yaşadığı, çok kültürlü bir yapıya sahip. Antik kent içerisinde görülmesi gereken yapılar arasında, Tigran Honents Kilisesi, Büyük Katedral, Manucehr Camii, Bakireler Manastırı, Kız Kalesi, Gagik Kilisesi, Abdulhamrants Kilisesi, Ateşgede, Selçuklu Sarayı, Gürcü Kilisesi, İpek Yolu Köprüsü ve Surp Amenap’rkitch Kilisesi bulunuyor.

Kars mutfağının ünlüleri; kaz ve kaşar

Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinin mutfaklarından örnekler bulabileceğiniz Kars’ta birbirinden güzel alternatif lezzetler tatmak mümkün. Kültürü ve tarihi ile oldukça zengin olan kentin, mutfağı da pek çok farklı lezzeti barındırıyor.

Yörede kültür etkileşimlerinin en belirgin örnekleri beslenme biçiminde görülür. İşgal döneminde yöreye yeni tarım yöntemlerinin yanında, değişik bitki türleri de getirildi. Bunların en önemlisi “kartol” ya da “kartop” denilen ak patatestir. Yine Malakanların “kapusta” dedikleri turşu türü yaygınlık kazanmıştır. Kete de bunlar arasındadır. İklimin serin oluşu yazları komposto, ayran türü katıkları, kışın da turşu ve tatlıları öne çıkarmaktadır. Hemen her tür bitkiden turşu yapılır. Örneğin “gaz ayağı” denen yabani bir bitki turşu malzemelerindendir.

Türkiye’nin en lezzetli eski kaşar peyniri Kars’ta yapılır. Kars’ın en meşhur yiyeceği olan Kars kaşarı, geleneksel olarak inek ve koyun sütünden, genellikle nisan ve mayıs aylarında üretilir. Kars kaşarı genellikle sarımtırak renkte ve tekerlek şeklinde olur ve bu tekerlek ortalama olarak 12 kilogram gelir. Kaşar peyniri hazırlandıktan sonra altı ay kadar çuval içinde buzhanede bekletilip eskimesi sağlanır. Kabuk bağlayarak eskitilen kaşara ‘elleme peyniri’ denir. Bekleme esnasında dış yüzeyi küflenen peynir çok lezzetli olur ve tadını bu küften alır. Kaşar peyniri soğuk bir yerde iki hatta üç yıl saklanabilir. Kaşar dışında gravyer de Kars’ın en ünlü peynirleri arasında yer alır.

“Ye kaz etini, gör lezzetini”

Kars’la özdeşleşmiş bir diğer lezzet de kaz eti. Öyle ki halk arasında “ye kaz etini, gör lezzetini” diye bir tabir var. Doğu yöresinde özellikle Kars ve Ardahan illerinin köylerinde aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla yetiştirilen kazlar, meraların yeşil otlarını yiyerek, dağlardan eriyip gelen kar sularını içerek büyüyor. Gezip dolaştıkları ve doğal olarak beslendikleri için bu yörelerin kazları oldukça lezzetli. Kazın kesimi genelde yılbaşından sonra yapılır. Kazın ayağı kara değdiği zaman tek ayak üstünde durur. Onun lezzeti oradan gelir. Kaz, kar görürse daha lezzetli olur. Karlı havayı gördükten sonra kesilip işlenmesinin ardından dondurularak ülkenin dört bir yanından alıcı buluyor.

YAPMADAN DÖNMEYİN!

  • Ani Harabeleri’ni ve Kars Müzesi’ni gezmeden,
  • Sarıkamış Şehitliği’ni ziyaret etmeden,
  • Kars Kalesi’nden manzarayı seyretmeden,
  • Taş Köprü’yü, şehir merkezindeki hamamları, Beylerbeyi Sarayı’nı, Baltık mimarisine özgü yapıları görmeden,
  • Kars Kafkas halısı almadan,
  • Kafkas Halk Oyunları seyretmeden,
  • Sarıkamış’ta kayak yapmadan,
  • Bir nevruz bayramına katılıp yedi levinden payını almadan,
  • Tandırda kaz ve erişte pilavının tadına bakmadan,
  • Kars kaşar ve bal almadan,
  • Kent merkezindeki Evliya ve Yusuf Paşa Camilerini ve Fethiye Camisini görmeden,
  • Kağızman Kurbanağa Mağarası duvarlarındaki Paleolitik döneme ait kaya resimlerine dokunmadan.

KARS’A GÖÇLE GELEN KAŞARIN ÖYKÜSÜ…

Kars gravyerinin ve kaşarının 127 yıllık, göçler sonucu bugünlere gelmiş bir geçmişi var. Kars’ta kaşarın ilk üretimi 1800’lerin sonuna denk geliyor. İsviçre’den gelen bir aile, Kars’taki ilk mandırayı kuran kişiler olmuş. Önce Alpler’den Kafkasya’ya oradan da Kars’a gelen İsviçreliler, 1890’da Boğatepe’de ilk mandırayı kurmuşlar. Ve ilk Kars gravyeri ve kaşarı burada yapılmış. Kars, Ruslar’ın eline geçince İsviçreli, Alman ve Rus işadamları Kars’ta peynir üretmeyi sürdürmüş.

Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği ile Tarih Vakfı’nın ortaklaşa yürüttükleri ‘Kars Peynirciliğinin Tarihinin Araştırılması ve Yazımı Aracılığıyla Bölgenin Eko-Kültür Turizminin Desteklenmesi’ başlıklı proje, bu geçmişle ilgili birçok çalışmaya imza attı. Projenin Koordinatörü İlhan Koçulu, şu bilgileri verdi: “19. yüzyıldan itibaren Çarlık Rusya’ya yerleşen ve köyler kuran Alman ve İsviçreli girişimciler arasında, İsviçreli peynir ustaları ve mandıra sahipleri de bulunuyordu. Önce Güney Kafkasya’da bugünkü Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan topraklarına yerleşen peynirciler, mandıralar inşa ettiler. 93 Harbi olarak da anılan 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından, bu peynir üretim merkezlerinin arasına Rus hakimiyetine giren Kars ve Ardahan’ın çeşitli köyleri de eklendi. Mandıralardaki üretim ve beraberinde gelişen ticari ilişkiler karşılıklı bir öğrenme sürecini başlattı ve zamanla İsviçre peynirini Kafkasya sütüyle üretmeyi öğrenen Malakan, Ermeni, Gürcü, Rum ve Karapapak ustalar yetişti. Bugün eskisi gibi aynı yoğunlukta olmasa da bölgede gravyer, kaşar ve diğer peynirlerin üretimi devam ediyor. Yüksek rakımlı yaylaların zengin bitkileriyle beslenen yerli ırk ineklerin sütüyle üretilen Kars peynirciliğindeki çeşitleri Kars gravyeri, Kars kaşarı ve çeçil peyniri olarak söyleyebiliriz. Evlerde yapılan 13-14 tane peynir var. Artık hiç yapılmayanlar da var. Onlarla beraber Kars’taki peynir sayısı 20 çeşidi geçiyor.”

KARS’A ÖZGÜ YEMEKLER

Kars’ın birçok yöresel yemeği mevcut. Adıyla da lezzetiyle de oldukça farklı yemekler arasında kuymak, pişi, ekmek aşı, haşıl, hengel, bozbaş, piti, erişte, Kars böreği, kaz çorbası, karsambaç, Kars helvası, üzümlü süzme pilav, elma dolması, kaz etli pilav, hörre çorbası, Kars yahnisi yer alıyor. Fırsatınız varsa pek çoğunu mutlaka tatmanızı öneririz. Çıldır Gölü ve civarında sarıbalığın da tadına bakabilirsiniz.

Kaz Dolması

Kars’ın en meşhur yemeğidir. Aslında yılbaşında yapılan hindi dolmasına benzer. Ancak kaz etiyle pişirilir. İçi için bulgur kullanılır. Bulgur pilavı kaynatılan kazın suyuyla pişirilir. Önce haşlanan kaz eti daha sonra pirincinin katılmasıyla fırına verilir. Kars’ta bu yemeği çok iyi yapan lokantalar bulabilirsiniz.

Hangel

Kars yöresine özgü bir nevi iri makarnaya benzer yemektir. Önce bir hamur hazırlanır. Sonra hamur birkaç parçaya bölünür. Ve yufka şeklinde açılır. Hamurlar sıcak su içerisinde pişirilir. Ardından üzerine sarımsaklı yoğurt ilave edilerek servis edilir. Üzerine tereyağında kavrulmuş soğanlar eklenir.

Elma Dolması

Elmalar ortadan ikiye ayrılır. İçi oyulan elmaların içerisine ceviz ve pudra şekeri katılır. Tereyağı da katıldıktan sonra az su içerisinde pişirilir. Yassı bir tencerede pişirilir. Hafif bir tatlıdır aynı zamanda vitaminlidir.

Haşıl

Yapımı basit aynı zamanda vitaminli bir yemektir. Kış için hazırlanan bulgur suda pişirilir ve süzgeçten süzülerek tepsiye dökülür. Daha sonra bu karışımın üzerine tereyağı ve sarımsaklı yoğurt dökülerek hazır hale getirilir.

Umaç Helvası

Önce hamur su katılarak bekletilir. Sonrasında kızgın yağ içerisinde dökülür. Rengi pembeleşince üzerine şeker katılır. Karıştırılır ve servise sunulur. Üzerine ceviz de ilave edilir. Un helvasının biraz farklı yapılmış şeklidir.

Sarıkamış 60 bin askerin hüznünü taşıyor

Kars, tarihi boyunca Rusya ile birçok kez çatışma yaşadı. Ancak bunlar içinde en üzücüsü 1914-1915 yıllarında yaşanan Sarıkamış Harekâtı oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya İmparatorluğu arasında Sarıkamış’ta gerçekleşen kara çatışmaları, Osmanlı İmparatorluğu için başarısızlıkla sonuçlanan bir askerî girişim olarak tarihe yazıldı.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında Osmanlı donanmasına bağlı Yavuz ve Midilli zırhlıları Rusya’nın Karadeniz limanlarını bombaladığında Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti. Bir Rus kolordusu, işgal altındaki Sarıkamış’tan Erzurum yönünde ilerlemeye başladı. Osmanlı birlikleri sayıca az olmalarına rağmen, Köprüköy’de beklenmedik bir başarı kazandılar ve Rus birliklerini gerilettiler. Ardından Erzurum’daki 3. Ordu, genel bir saldırı başlatarak Rus birliklerine ağır kayıplar verdirdi. İşgal altında olan Artvin de kurtarıldı. Bu gelişmenin ardından Enver Paşa; Kars, Batum, Ardahan ve Rusya’daki Türkleri kurtarmak amacıyla Sarıkamış’a yapılacak büyük bir saldırının hazırlıklarına başladı. Harekatı Alman genel kurmay da destekliyordu. Çünkü Kafkas’ta böyle bir harekatın başlaması üzerine Doğu Avrupa’da Alman ordusuna karşı savaşan Rus kuvvetlerinin bir bölümünün Asya’ya çekileceğini umuyordu.

Doğu Cephesi komutanlığını üzerine alan Enver Paşa ve yardımcısı Alman Generali Bronzart, Aralık 1914’te Erzurum’a gitti. Hazırlanan plana göre saldırı çok geniş bir cepheye yöneltiliyordu. Ana güçler Sarıkamış’a, bir kolordu Batum’a, başka bir birlik de İran üzerinden geçerek cephenin güney kanadına saldıracaktı. 22 Aralık’ta harekete geçen 9. ve 10. kolordular Oltu ve Bardız yönünde ilerleyerek Ruslar’a büyük kayıplar verdirdiler. Bunun ardından Enver Paşa, 9. Kolordu’nun kendisine yetişmesini beklemeden, bu kolordunun 29. tümeniyle birlikte hızla Sarıkamış’a yöneldi. Ama 4 gün sonra Sarıkamış önlerine geldiğinde (26 Aralık), gücünün yetersiz kalacağını düşünerek 9. ve 10. kolorduları beklemeye başladı.

Bu bekleyiş savaşın gidişatını değiştirdi. 9. ve 10. Kolorduları Sarıkamış ve Allahüekber dağlarını aşarken ağır kış koşullarına uygun donanımları olmadığı için çok büyük kayıplar verdi. 1914 yılının 15-22 Aralık tarihleri arasında, Sarıkamış yakınındaki Allahuekber dağlarında, Kars’ı Ruslardan geri almak için harekâta katılan 60 bin asker donarak öldü. Savaşın en hazin kısmı Osmanlı kayıplarının birçoğunun Ruslar ile yapılan çarpışmalarda değil de ağır soğuk hava koşulları yüzünden ölmesi oldu.

Gene de 29 Aralık’ta saldırı başladı; hatta küçük bir güç Sarıkamış’a girdi. Ama bu üstünlük iki saat sürdü. Rus Türkistan Kolordusu komutanı Yudeniç’in karşı saldırısı sonucunda 9. Kolordu çekilmeye bile fırsat bulamadan teslim oldu. Enver Paşa ise 10. ve 11. kolordulardan arta kalan güçlerle 5 Ocak 1915’te Bardız’a çekildi.

Sarıkamış kuşatma harekâtı aşırı soğuk ve açlık yüzünden, hedef ele geçirilemeden, 5 Ocak 1915’de sona erdi. Sarıkamış yenilgisi, Osmanlılar için bir dönüm noktası oldu. Rus orduları 1915 başlarından sonra Doğu Anadolu’yu sürekli baskı altında tuttular ve Erzurum’u ardından da Erzincan’ı işgal ettiler. Rusların cephe gerisindeki Türkler’e uyguladığı büyük baskı yüzünden binlerce kişi batıya göç etti.

Savaştan sonra İstanbul’a dönen Enver Paşa uzun bir süre Sarıkamış hakkında herhangi bir haber, bildiri veya yayın yapılmasını engelleyerek sansür uyguladı ve Osmanlı halkı savaşta olup bitenleri uzun yıllar sonra öğrenebildi. 1918 Mart ayında Brest-Litovsk Antlaşması ile Sarıkamış ve Kars geri alındı, ama aynı yılın Ekim ayında Mondros Mütarekesi uyarınca eski sınırlara dönüldü ve topraklar yine elden çıktı.