Masiften üretilen her ürün pazarda kendine yer bulacak

Türkiye’de masif panelden artık geri dönüş olmayacağı öngörüsünde bulunan Nasreddin Group Ahşap Sanayi İmalat Müdürü Ufuk Keleş, pazarın sürekli büyüdüğünü söyleyerek, “Masif panel ile masif mobilyaya dönüşüp nihai tüketime hazır hale getirdiğimiz her ürün pazarda yer buluyor. Masif levhanın kolaylığından kimse vazgeçmek istemiyor” diye konuştu.

Orman Endüstri Mühendisi olarak 29 yıldır kendi tabiriyle ‘ağaçtan ekmeğini kazanan’ Nasreddin Group Ahşap Sanayi İmalat Müdürü Ufuk Keleş, sektörün Türkiye’deki gelişimine yakından tanıklık ediyor. İş hayatının ilk 10 yılında MDF-sunta alanında, geri kalanında ise masif alanında görev alan Keleş, “Masife girmek bir tesadüftü ama bu alanda kalmak bilinçli bir seçimdi. Bundan da çok memnunum” diye konuşuyor.

Sektördeki birçok büyük firmada görev aldıktan sonra son dört yıldır Nasreddin Group’ta İmalat Müdürü olan Keleş’e göre Türkiye’de gelecekte masif panel ve mobilyalar daha fazla yer bulacak ve pazarda ciddi bir büyüme yaşanacak. Masifin son 10 yıldır Türkiye’de atağa geçtiğini hatırlatan Keleş, bu süre içinde hem üreticinin hem de tüketicinin masifin kolaylığına alıştığını vurguluyor. Tüketicinin masif panel ve mobilyada kendine yeni kullanım alanları açarak, bu ürünü sevdiğini söyleyen Keleş, “15 yıldır masif panelin üretilip pazarlanmasıyla ilgili sürecin içindeyim. İlk yıllarda, ayda 100 tane ürettiğimiz mal satılmazdı. Bugün 200-300 levha, bir tesisin günlük imalatı bile değil. Merdivenci için üretiyorduk o yıllarda. Bugün ise 40 bin metreküplük üretimin 15 bini merdiven için kullanılıyor. Geri kalanı masada, sandalyede, mobilyada  kullanılıyor” diyor.

Masif levhadan üretilmiş ürünler konusunda Türkiye’nin kendisinin iyi bir pazar olduğu gibi çevresindeki diğer pazarlara dağıtım yapacak bir noktada olduğunu da dile getiren Keleş,  Türkiye’de masif panelden artık geri dönüş olmayacağı öngörüsünde bulunuyor ve gelecekle ilgili görüşlerini şöyle aktarıyor: “Masif panel şu an yükselen ürün. Tüketimde ciddi bir artış olacağına inanıyorum. Masif levha ve mobilya üretiminde ve işlenmesinde yer alan makine parkının da gelişeceğini öngörebiliriz. Pazar sürekli büyüyor. Masif panel ile masif mobilyaya dönüşüp nihai tüketime hazır hale getirdiğimiz her ürün pazarda yer buluyor. Kimse masif levha ile sahip olunan kolaylığı terk etmek istemiyor. Masif mobilya ve levhanın konforundan kimse vazgeçmek istemiyor. Ne üreticinin ne tüketicinin masifi bırakacağını düşünmüyorum.”

Sohbetimize biraz Nasreddin Group’u tanıyarak başlayalım isterseniz?

Nasreddin Group önceleri hasırlı üretimler yapan hasır projeleri ve uygulamaları gerçekleştiren bir firma olarak faaliyetine başladı. Genelde turizm bölgelerinde hasırlı çalışmalar sırasında gelen teklif ve talepler sonucu ahşaba yöneldi ve ahşaplı uygulamaları hasırla birleştirdi. Elde edilen başarı zamanla hasırın çok üzerine çıkmasıyla da piyasada bilinirlik ve referans oluşturdu.

Bu portföyün teknik olarak desteklenmesi gerektiğine karar vererek Muğla’daki Salman Ahşap Fabrikası’nı 2011 yılının Ekim ayında satın aldı. 2015’te ise Antalya OSB’de 2. fabrikasını kurarak teknik alt yapısını güçlendirdi. Bu fabrika Türkiye’ye ilk tam otomasyon lamine kolon-kiriş üretim hattı olarak tasarlandı. Avrupa’da imrenerek gezdiğimiz fabrikaların benzerini Türkiye’ye kazandırmakla gurur duymaktayız. Nasreddin Group fabrikaları, yapı kirişleri, ahşap ev, lamine ahşap doğrama profilleri, masif levha, Thermowood olarak beş ana kol üzerinde üretim yapıyor.

Ahşap evler ve ahşap yapı kirişleri gibi projeli üretimleri Antalya’da yeni kurduğumuz fabrikada, Thermowood ve masif levha gibi standart üretimleri seri imalat ile Muğla’daki fabrikamızda üretiyoruz. Her iki fabrika da kendi konusunda uzmanlaştı. Yine 2015’te Naswood olarak markalaştı.

Naswood markası altında faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Markalaşarak büyüme kararı aldık. Bizim amacımız yeni teknoloji ile yeni üretim teknikleri ve yeni ürünleri piyasaya sürmek.

Salman Ahşap’ı satın almak neler kattı Nasreddin Group’a?

Bu satın alma bizim için bir dönüm noktası oldu açıkçası. Salman Ahşap Sanayi Şirketi, Türkiye’de masif bahçe mobilyaları üretiminde çok iyi bir yere ve algıya sahipti. Dış mekan masif mobilyada çok kaliteli üretimler yapan bir firmaydı. Nasreddin Group Salman Ahşapı bünyesine katarak hem yeni bir üretim dalında var oldu hem de bu ismin piyasadaki iyi algısını bozmadan üzerine yeni yatırımlarını yaptı.

Satın almadan sonraki faaliyetleriniz neler oldu?

En önemli çalışmamız, ahşap evi fabrikasyon olarak üreten ve Türkiye’de bir ilk olan, ülkenin en büyük ahşap işleme CNC makinesine hayat vermek oldu. Makinenin dilini çözerek, ekiplerini oluşturup sistemi çalıştırmaya başladık. Nasreddin’in portföyündeki müşterisini devreye alarak dört yıl içinde 450’nin üzerinde ahşap ev projesi ürettik. Bununla ilgili de çok olumlu tepkiler aldık. Avrupa’da üretilen konutların yüzde 17’si ahşap kökenli evler. Türkiye’de ise bu oran onbinde 2 bile değil henüz. Daha ülke olarak işin çok çok başındayız.

Fabrikasyon olarak ahşap ev üreten tek firmayız Türkiye’de. Ama biz bundan çok da memnun değiliz. Pazarın büyümesi firma sayısının artmasıyla mümkün. Bunu bildiğimiz için sektörde yeni firmaların oluşmasını arzuluyoruz. Müşterinin ilgisi var. Yabancı yatırımcılar da pazarın büyüdüğünün farkındalar. Gelecek görüyorlar. Bu pazar yükselen bir pazar. Bizim de yatırımlarımız devam ediyor. Günü geldiğinde, pazar olgunlaştığında Nasreddin Group olarak portföyüyle, deneyimiyle ve referansları ile servis yapmaya en hazır firma olmayı hedefliyoruz.

Ahşap evlere ilgi neden yoğunlaşıyor sizce? Artan bir bilinç mi var? 

Bilinç bizden bağımsız artıyor. Turistik faaliyetlerin artması, yurt dışındaki örneklerden esinlenme ve ekolojik hayata dönüş isteği gibi nedenler tüketicinin ilgisinin artmasını sağlıyor. Kimyasalsız ahşap, doğal dönüşümlü ürünlere ilginin yanında daha geleneksel yapı tiplerine ve ürünlere doğru bir eğilim de var. İlaçsız korunan ahşaplar, boyasız yapılara yönelik bir trend var. Toplumsal olarak kendiliğinden bir kültür gelişiyor.

Peki yurt dışında hangi ülkeler sizin için pazar olabilir?

Potansiyeli yüksek bölgenin başında Ortadoğu ülkeleri geliyor. Şimdi İran da çok ön planda. Nasreddin Group olarak teknik altyapı yatırımlarımız ile Avrupa’daki üreticilerin kullandığı teknolojiye ve Avrupalı müşterinin talep ettiği sertifikalara artık sahibiz. Avrupa’ya da üretim yapacak alt yapıyı tamamladık. Avrupa artık bizim için bir pazar.  Avrupa, birçok sektörde üretimden çekiliyor. Onlar hammaddeye yakınlarsa, biz de onlara göre ucuz ve nitelikli işgücüne yakınız. Biz çok istekliyiz, Avrupa ise yaşlandı. Biz onlarla yarışmaya hevesliyiz, onlar ise bu işleri bırakmayı düşünüyor. Ortadoğu da bizim için cazip. Ama Ortadoğu sekteye uğrarsa döner Avrupa kapılarına dayanırız.

Bu yıl piyasaya sürdüğünüz Thermopanel ürünü hakkında da bilgi almak isteriz. Sanırım Türkiye’de bir ilk?

2015 sonunda Thermopanel ile Türkiye’de ilk ve yeni bir ürün konusu oluşturduk. Isıl işlem görmüş ahşabın levhalarından Thermopanel meydana getirdik. Dünyada var mı emin değiliz ama Türkiye’de ilk kez üretilen yeni bir ürün bu. Kurduğumuz üretim hattı ile 4-5 aydır seri üretim yapmaktayız. Piyasada oldukça ilgi gördü.

Ürünün özelliği nedir?

Ahşap levhalar, üretildiği orijinal kerestesinin özelliklerini gösterir, yani kereste gibi yanar, çürür, şişer. Thermopanel ise kerestesinin gösterdiği özellikleri göstermiyor. Günlerce karın, yağmurun altında kalsa da şişmiyor, güneşte çekmiyor, çürümüyor, bozulmuyor. Isıl işlem gördüğü için orijinal ağacının karakterini göstermiyor ve kullanım ömrü uzuyor. Thermopanel, masif levhanın kullanılamadığı sıkıntılı alanlara alternatif bir ürün oldu. Ayrıca üretim sırasında müşterinin kullanımını engelleyen işlenme problemleri de bu ürünle ortadan kalktı.

Hangi alanlarda tercih edilebilir?

Thermopanel’in performansı bulaşık makinesi ve fırınlar ile yapıldı. Hem fırına hem de bulaşık makinasına girebilecek sunum tepsilerinde ve sunum tabaklarında deneyip yaptık. Daha önce ahşap masiften yapılan bu ürünler hemen çalışıp yıpranırken, thermopanelli ürünleri sıcaklığın ve suyun yıpratmadığını gördük. Levhanın CNC’de işlenirken gösterdiği ters tepki ortadan kalktı. Ahşap tepsi denemesini de yaptığımız bu ürünün kullanımı çok geniş bir yelpazeye uygulanabiliyor. Dış mekanda ahşap kullanımlarının önü bu ürünle açılmış oldu. Masif ahşap levhalardan masa üstü yaptığımızda sıkıntı çıkardı, şimdi thermopanelli masa sandalyeler günlerce yağmurun altında bozulmadan yıpranmadan kalabiliyor. Farklı teknik üstünlüklere sahip yeni bir ürün oluşturduk. Yeni kullanım alanları gündeme gelecek. Dış mekanda kullanılabiliyor olması çok büyük bir saha açacak sektöre. Mimarlar tasarım yaparken ahşabı istedikleri gibi kullanacak artık. Ayrıca bu üründe hiçbir kimyasal, boya kullanılmıyor, 150 derecelik kızgın buhar ve 250 derecelik kuru sıcaklıkla bu özelliklere sahip olması nedeniyle tamamen doğal. Bu nedenle ahşap evlerde de tercih edilebilecek rahatlıkla.

Bu ürün için ne kadarlık bir yatırım yaptınız?

Hatırı sayılır yatırım yaptık. Bu ürün için yeni bir hat açtık. Fabrikayı satın aldıktan sonra kapalı alanımızın büyüklüğü arttı. Biz aldığımızda 4 bin metrekareydi, bugün üretim alanı 11 bin metrekareye ulaştı.

Makine üreticiyi, üreticiyi de makineci tetikleyip geliştiriyor. Bu noktada sizin ağaç işleme makineleri sektöründen beklentileriniz nedir?

Beklenti değil ama bir şikayetimi belirtmek istiyorum. Biraz önce verdiğim örneğin yanı sıra bazı olumsuz olaylar da yaşıyoruz. Bunun temelinde ise sektörün yeniliğe açık olmaması yatıyor. Bunun bir örneğini yaşadık. Bir firmaya, istediğimiz makinenin özelliklerini belirttik ve “bunu sizin yapacağınıza inanıyoruz, yurt dışından getireceğimiz fiyata bu makineyi siz yapın. Biz bunu zaten alacağız ama yurt dışından almayayım, yurt içinden alalım” dedik. Üretse sadece bize değil, onlarca firmaya satabileceği bir makineydi. Ancak ne yazık ki yapmadılar. Yapamadılar değil, yapmadılar.

Firmaların bu noktada ne yapmasını önerirsiniz?

Bütün firmalar inovasyon yapmaları yapması lazım. Avrupa’da bugün gıptayla baktığımız ülkeler inovasyonla bu duruma geldiler. Bir diğer ciddi eleştirimi de makine kullanıcılarına yönelik yapmak istiyorum. Sektördeki üreticiler, ellerindeki yerli makineyi Avrupa’nın hurdaya çıkardığı ikinci el yabancı makineyle değiştirmeyi yatırım olarak kabul ediyor. İkinci el yabancı makinenin teknolojisi zaten eskimiş, ekmeği yenmiş. Ama ne yazık ki onu aldığı zaman ‘ben makine yatırımı yaptım’ diyebiliyor. Bu bana göre çok sığ bir görüş. Ülkenin yeni teknolojilere ve ürünlere ihtiyacı var.

Sektörde olumlu bir gelişme yok mu peki?

Ahşap alanında Avrupa’da Almanya’nın yedeği İtalya’dır, İtalya’nın yedeği Türkiye’dir, Türkiye’nin yedeği de İran’dır. Teknoloji Almanya’dan doğuya doğru geliyor. Bugün Almanya yazılım programı, İtalya tasarım, Türkiye makine, İran ise mobilya üretiyor. Günlük 200 metreküp ortalama üretim kapasiteli bütün MDF-sunta tesisleri İran’da. Türkiye’nin hurdaya çıkardığı tesisleri Türkiye’den İran topluyor. Mobilya üretimi için gerekli olan makine parklarını alıyor. Türkiye’de bugün çok güzel ve İtalya kadar iyi üretilmiş makineler var. Bunlar Türkiye’nin AR-GE gücünü gösteriyor. Makine üreticileri kötü bir noktada değil, ama AR-GE’ye daha fazla yatırım yapmalı.

Masif panel ve masif mobilya açısından Türkiye’deki değişimi ve gelişimi anlatır mısınız biraz da?

Masif panel ve mobilyanın Türkiye’de atağa geçtiği dönem son 10 yıla dayanıyor. Bugün masif panel konusunda sektörde düzenli üretim yapan tamamı yerli yaklaşık 15 firma var. Şu anda Türkiye’de masif panelin yıllık üretim kapasitesi 50-60 bin metreküp yaklaşık. Bunun yüzde 30’u kadar ithal mal giriyor.

Nasreddin Group olarak üretimin yüzde 10’luk payı bize ait. Amacımız pazardan daha çok pay almak yerine pazarı yurt dışı ile büyütmek. Bu nedenle ihracata yönelik çalışmalarımıza ağırlık veriyoruz.

Türkiye bir dönüşüm içinde. Hızlı üretim ve hızlı tüketim her işin temeli artık.  Ürününüzle son kullanıma ne kadar yaklaşırsanız o kadar fazla yer buluyorsunuz pazarda.  Bu süreç hızla ilerliyor. Masif panel ve mobilyalar daha fazla yer bulacak gelecekte Türkiye’de. Burada amacımız masif panel ile daha çok masif mobilyayı bir araya getirip nihai tüketime hazır hale getirmek.

Masif mobilyaya neden ilgi artıyor?

Dikkat edin çevremizde gördüğümüz ve kullandığımız mobilyanın önemli bir kısmı yapay ya da endüstriyel ürünler. Ama hepsinin üst görünümü ahşap görünüm. Bu ürünler kendini masif panelin görünümüne benzetiyor. Yani yapay her ürünün almak istediği görünüm ahşap desen görünümü.

Masif panel ise bu işin kopya edilen, benzemeye çalışılan tarafı. Bu malzemeden üretilen mobilyaların doğallığı tartışılmaz. Artık masif mobilya sosyal statü göstergesi oldu. Maliyetlerinden dolayı ucuza üretilemeyen ahşap mobilya üst düzey müşteri için özel ürün oldu. Gücü olanın sahip olduğu, olmayanın özlem duyduğu ürnler bunlar. Hızlı üretim ve tüketimin karşısında masif mobilya şövalyece direniyor ve pazar payını artırıyor.

Üretici kadar tüketici de masif panel ve mobilyada kendine yeni kullanım alanları açarak bu ürünü sevdiğini bir anlamda ifade ediyor.

Kullanım alanı ne yönden gelişecek?

Masif panel Türkiye’de 15-20 yıl önce ilk sahaya çıkarken merdivencinin basamak imalatı işini kolaylaştırmak için yola çıkmıştı. Ama bugünkü üretimin, merdivende kullanımı yüzde 40’ta, yüzde 60’ı yeni alanlarında kullanılıyor. 15 yıldır masif panelin üretiminden pazarlanmasına sürecin içindeyim. İlk yıllarda, ayda 100 tane ürettiğimiz mal satılmazdı. Bugün 200 ürün günlük imalat bile değil. Merdivenci için üretiyorduk o yıllarda. Bugün ise 50-60 bin metreküplük üretimin 15 bini merdivenlik alanlarda kullanılıyor. Geri kalanı masa, sandalye, mobilya ve diğer kullanım alanlarında tüketiliyor Merdivenci, kullanımı arttığı halde bizim büyük müşterimiz değil artık. Aslında ürünün kullanım alanını pazardaki oyuncular ve tüketiciler belirliyor, o malzemenin daha çok nerede kullanılacağına kullanıcı karar veriyor.

Firma olarak yurt dışı pazarına yönelik çalışmalarınız var mı?

Satın almadan sonra Salman Ahşap her yıl yaklaşık yüzde 40 büyüdü. Bu büyüme içinde yurtdışı yok denecek kadar azdı. Bu yıla kadar ihracatla ilgili özel bir çabamız olmadı. Ama altyapı çalışmaları yaptık. 2011 yılından bu yana Dubai, İran, Milano Fuarları’na katılıyoruz ve bunların yavaş yavaş meyveleri gelmeye başladı. Fuarlara istikrarlı olarak her yıl katılmamız markamız ve firmamız anlamında bir itibar oluşturuyor. Bu da zamanla siparişlerin gelmesini ve mal satma potansiyelimizi artırdı. Avrupa firmaları da artık bizi ciddi bir rakip olarak görüyor. Aslında büyüme bunlarla birlikte oluyor. 2016’yı ihracat yılı olarak kabul ettik. Keşke olsa da hepsini yurt dışına satabilsek… Amacımız Avrupa’da kaç ülke varsa hepsine fatura kesmek.

Fabrikalarınızdaki makineleri yurt dışından mı alıyorsunuz?

Biz özellikle yerli üretim makine ile çalışmak istiyoruz. Aradığımız özellik ve yeterlilikteki makineleri yurt içinden karşılayamamışsak yurt dışından getiriyoruz. Türkiye’de üretimi yapılmayan makinelerimiz yurt dışı kökenli. Biliyorsunuz bazı makineleri ürüne özel ölçülerde yaptırmak gerekiyor. Biz de bu tür makinelerimizi yerli makine firmalarıyla çözmek istiyoruz. Yatırımlarımızı, makinelerimizi yerli kaynakları kullanarak yapmayı amaçlıyoruz. Bunu yaparken de yerli tedarikçilerimizi teşvik ediyoruz yeni makineler üretmeleri konusunda. Örneğin zımpara kalibre makinesi üreten Melkuç Makine daha önce üretmediği bir makineyi üretti bizim için. Biz o firmanın bunu yapacak kapasitesi ve tecrübesi olduğunu biliyorduk. Firma sahibi de çok güzel bir makine üretti bizim ihtiyaçlarımıza göre. O makine ilk bizim için üretilse de bundan sonra sektördeki birçok üreticinin ihtiyacına uygun olarak da üretilip kullanılabilecek. Bu zamana kadar bu tip makineler hep yurt dışından getiriliyordu. Hem ithalatın önünü kestik, hem de yeni ürün  kazandırdık sektöre. Daha önce de buna benzer bir çalışmamız oldu firmalarla. Hat makinesini hiç üretmediği halde ürettirdik bir firmaya. Bu işin finansörü olduk, onlar da makineyi ürettiler. Yurt içinden uygun fiyata makineyi satın almış olduk, dövizimiz içeride kaldı. Aynı zamanda ülke ekonomisine kazancımız oldu. Bazı üretim hat ve makinelerimizi ise kendi bünyemizde çözdük. Türk mühendis, teknisyen ve işçisi ile kendi hatlarımızı oluşturduk. Yani biraz da makineci sayılırız. Ancak, kendi ihtiyacımız için üretim yapıyoruz.