Rüzgarın destanlar fısıldadığı şehir; Çanakkale

Çanakkale denildiğinde akla ilk olarak Türk destanı, tarihin soğuk ama zafer dolu yüzü geliyor. Türk milletinin en büyük deniz ve kara zaferlerine sahne olan Çanakkale’nin her köşesi, tarihin bir dönemine tanıklık etmiş durumda. Hollywood filmlerine konu olan mitolojik hikayesiyle yüzyıllar öncesinde kurulan dünyaca ünlü Truva antik kentine ev sahipliği yapan Çanakkale; Saros Körfezi, Kaz dağları gibi doğal güzellikleriyle kültür gezilerinin yanı sıra deniz ve doğa turizminin de tercih edilen durakları arasında yer alıyor.

Marmara’nın Ege Denizi’ne karıştığı yerde bekleyen Çanakkale, Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada ve turizm merkezi Bozcaada’nın da ev sahibi. İstanbul’a birkaç saat uzaklıkta bulunan kent, Çanakkale Boğazı sayesinde Anadolu ile Avrupa, Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan iki doğal boğazdan biri. Coğrafi konumunun getirdiği önem ve benzersiz özelliklerinin yanı sıra, binlerce yıllık tarihi zenginliği olan şehir, hem kültürel mirasın hem de masmavi denizinin güzelliğiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgi odaklarından biri durumunda. Çanakkale’nin tarihi geçmişi MÖ 3000’li yıllara kadar uzanıyor. İlk yerleşimin izleri ise Kalkolitik Döneme ait.

Kurulduğu dönemde Hellespontos ve Dardanel isimleriyle anılan ilin bugünkü isminin kökeni yörede çok gelişmiş olan çanak-çömlek zanaatinden geliyor. Şehrin iki simgesi hâline gelen Kale-i Sultaniye ile çanakçılık özdeşleşince de şehir “Çanakkale” olarak adlandırılmaya başlanmış. Roma ve Bizans imparatorluklarının egemenliğine tanıklık eden Çanakkale, son olarak Osmanlı hakimiyetine girmiş. Çanakkale’ye ait eski kalıntılar ve tarihi izler hala araştırmalarla aydınlatılmaya devam ediyor.

Her köşesi tarihin bir dönemine tanık eden Çanakkale, gezilecek görülecek yerler bakımından oldukça zengin içeriğe sahip illerimiz arasında. Özellikle şehitlik herkes tarafından sık sık ziyaret edilen oldukça etkileyici bölgelerden biri. Bunun yanı sıra, yüzyıllar öncesinde kurulan dünyaca ünlü antik kentleri de şehrin sembolleri halinde. Kent, kültür gezisinin yanı sıra sahip olduğu doğal güzellikleriyle de tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Bu anlamda da Çanakkale’de gezip görülmesi gereken pek çok yer bulunuyor.

Yerli ve yabancı turistin ilgi odağında

Çanakkale, tarihi boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış olmasıyla gerek mimarisinde gerek yaşam tarzında onlardan izler taşıyor. 1970’li yıllardan itibaren yapılmaya başlayan ticari yatırımlarla ildeki geleneksel toplum yapı, yerini hızla modernize kente bıraktı. Ticari yatırımlarla ulaşım kolaylaşırken, şehrin görünümü de değişti. Bugün Türkiye’nin en modern çevrelerinden olan Çanakkale; geniş kaldırımları, temiz caddeleri, bakımlı binaları ile örnek bir şehir.

Şehrin tarihi ve doğal güzellikleri bakımından oldukça zengin olması, turizmine de hareket getiriyor. Çanakkale ilinde 1963 yılından beri her yılın ağustos ayında Uluslararası Troia Festivali ve çeşitli sanatsal faaliyetler yapılıyor. Her iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Çanakkale Bienali de Çanakkale ilinin kültür, sanat ve turizmine katkı sağlamaya aday bir etkinlik.

Çanakkale ayrıca sadece Türkiye’de değil dünyada da bilinen bir şehir. Her yıl 25 Nisan’da düzenlenen Anzak Günü’nde Avustralya ve Yeni Zelanda’dan gelen binlerce turist bölgeye akın ediyor. Turizm genellikle Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı Gelibolu, Truva Savaşı’na ev sahipliği yapmış Truva Antik Kenti ve Assos Antik Kenti üzerine odaklı. Yine Çanakkale’de bulunan Gökçeada ve Bozcaada yaz aylarında yerli ve yabancı turistin uğrak yerlerinden. Çanakkale’ye kara, hava ve deniz yoluyla ulaşım mümkün. Özellikle Çanakkale Havalimanı’ndan 2016 yılından itibaren günlük Ankara ve İstanbul uçuşlarının başlaması, hava ulaşımına ilgiyi artırıyor.

Dünya Kültür Mirası Truva Antik Kenti

Çanakkale’den Ezine’ye giderken 30. kilometrede Çıplak ve Tevfikiye köylerine ayrılan yoldan içeri girip 5 kilometre batıya ilerlediğinizde ünlü Truva Atı karşılıyor sizi. Homeros’un kaleminden çıkan meşhur İlyada Destanı’nda anlatılan Truva Savaşı’nın yapıldığı antik kent olan Troya, Troia ya da bizim bildiğimiz adı ile Truva, işte burada yer alıyor.

Truva Atı efsanesiyle ünlü, yüzyıllar öncesine dayanan hikâyesiyle ilgi çeken Truva Antik Kenti, MÖ 3000’lerde kurulmasıyla köklü bir geçmişe sahip. 1996 yılında Milli Park statüsüne ancak sokulabilmiş olan antik kentten çıkarılan birçok parça bugün maalesef Almanya ve Rusya’ya kadar dağılmış durumda. Tarihi milli park ilan edilerek 1998 yılından bu yana Dünya Miras Listesi’nde olan kent, tarihi dönemler boyunca dokuz defa yıkılsa da yeniden inşa edilmiş. Kentin keşfi ise 1870 yılında ünlü arkeolog Schliemann tarafından yapılmış. Bugün şehrin simgelerinden olan Truva Atı’nın yanı sıra Troya antik kentinde çıkarılan eserleri görmek isterseniz, şehrin diğer kültür miraslarının da sergilendiği müzeye mutlaka uğramanızı tavsiye ederiz.

Şehitler anıtlarla anılıyor

1915-1916 yıllarında İtilaf Devletleri’nin birleşmiş ordularının hem denizden hem de karadan bozguna uğradığı, Osmanlı Devleti’nin zaferiyle sonuçlanan Çanakkale Savaşları’nın izlerini, şehirde fazlaca görmek mümkün. Çanakkale Şehitleri Anıtı; Gelibolu Yarımadası’nda, Çanakkale Boğazı’nın ucunda Morto Koyu önündeki Hisarlık Tepe üzerinde yer alıyor. 1915 yılında I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen yaklaşık 253 bin şehidimizi simgeleyen anıt, abidelerin en görkemlisi. Dört ayak ve bir kubbeden oluşan 41.7 metre yüksekliğindeki anıt, 1960 tarihinden bu yana Çanakkale’de bulunuyor.

57. Alay Şehitliği ise, Çanakkale’de gezilecek yerlerin ilk sıralarında. 1992 yılında Mimar Nejat Dinçel tarafından yaptırılan şehitliğin girişinde, 108 yaşında hayatını kaybeden en yaşlı gazimiz, Hüseyin Kaçmaz’ın bronz heykeli dikkat çekiyor. 57. Alay Şehitleri’nin 1886’sının ismi burada yer alıyor.

Özellikle Gelibolu’da çok sayıda şehitlik ve hala kapanmamış siperler mevcut. Yapacağınız Gelibolu turunda, Arıburnu ve Anzaklar’ın çıkarma yaptığı koyu ziyaret edip, hemen ardından Mehmetçiğe Saygı Anıtı ve Kanlı Sırt bölgesi ile 57. Alay Şehitliği’ni görebilirsiniz. Atatürk’ün gözetleme yeri, saatinin parçalandığı yer, siperlerin ve Yeni Zelanda anıt ve mezarlıklarının bulunduğu Conkbayırı’nı gördükten sonra; turunuza Şehitler Abidesi, Morto Koyu, Panoramik Fransız Anıtı, Seddülbahir Köyü, Seddülbahir’deki Özel 1915 Savaş Malzemeleri Müzesi, Yahya Çavuş Anıtı ile devam edebilirsiniz. Ayrıca Şahindere Hastane Şehitliği ile dillere destan Seyit Onbaşı Anıtı’nı ziyaret edip, ardından Mecidiye ve Namazgah tabyalarının ve Kilitbahir Kalesi’ni gezerek turunuzu tamamlayabilirsiniz.

Hediyenizi Aynalı Çarşı’dan almayı unutmayın

Ünlü Çanakkale türküsünden dolayı Çanakkale’ye gelenlerin ziyaret etmek istedikleri mekânların başında Aynalı Çarşı geliyor. Günümüze erişebilmiş orijinal kapısı ve kitabesiyle dikkat çeken bu çarşı, 1890 yılında Musevi Cemaati’nden Eliyau Hallio tarafından yaptırılmış. Aynalı Çarşı’ya bu isim, ayna denilen at gözlüklerinin çarşı içinde satılmasından dolayı verilmiş. Yakın zamana kadar harap durumda olan çarşının restorasyonu, 2007 yılında tamamlandı. Çanakkale’ye özgü hediyelik eşyaların satıldığı çarşıya giderseniz, hem kendiniz hem de sevdikleriniz için şehre özel hediyelikler alabilirsiniz.

Nerede ne yenir?

2012 verilerine göre ülkemizin havası en temiz kenti olarak kabul edilen Çanakkale’de sahil şeridi, restoran ve kafeleriyle turistlerin uğrak mekanlarının başında geliyor. Çanakkale sahilinde boğaza karşı kahvaltı ile güne keyifli başlayabilirsiniz. Çanakkale Çimenlik Kalesi’nin hemen yakınında bulunan çarşı caddesi girişinde hamur işi üreten fırınlar bulunuyor. Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’nda şehirde simit konusunda ün kazanmış Nar Simit’in simitlerini de tavsiye ederiz. Sahil boyunca her tarzda çok çeşitli kafeteryalar yer alıyor. Çay bahçelerinden lüks kafeteryalara kadar aradığınız her hizmeti bulmanız mümkün. Bunlardan ayrı olarak Özgürlük Parkı’na da uğranabilir. Çanakkale’nin adeta çatısı konumunda kalan, şehrin en yüksek noktası Aşıklar Tepesi mevkiinde bulunan Özgürlük Parkı’ndaki çay bahçesinde, Çanakkale Boğazı’na kuş bakışı çay keyfi yapabilirsiniz.

Çanakkale’deyseniz sahilinde deniz manzaralı bir restoranda mutlaka balık yemenizi öneririz. Sahilinde yer alan, tarihe meydan okuyan Çanakkale’nin tarihi restoranı Yalova Restoran ile Kavala Restoran ve Damak Tadı Restoran, Çanakkale’nin taze deniz ürünlerinin tadına bakabileceğiniz mekanların başında geliyor. Balık dışında yöresel ev yemekleri tercih etmek istediğinizde ise iskele meydanından saat kulesine doğru ilerlediğinizde etrafınızda bir kaç lokanta görebilirsiniz. Yine aynı şekilde feribotun tam karşısında ilerleyen ana cadde üzerinde değişik lokantalar bulunabilir.
Çanakkale sahilinde şehrin meşhur tatlısı Peynir Helvası’nı yiyebileceğiniz birçok tatlıcı ve pastane de bulunuyor. Peynir helvası konusunda ün yapmış Babalık, Hüsmenoğlu, Truva Süt Ürünleri, Kadir Usta ve Samanyolu Pastanesi gibi tesisler saat kulesi ve iskele meydanı civarında yer alıyor.

YAPMADAN DÖNMEYİN!

  • Gelibolu Yarımadası’ndaki şehitlikleri ziyaret etmeden,
  • Merkezdeki Çimenlik Kalesi’ne, Arkeoloji Müzesi’ne, Aynalı Çarşı’ya ve Troya Antik Kenti’ne uğramadan,
  • Assos’da Athena Tapınağı’nı ve Hüdavendigar Camisi’ni görmeden,
  • Antik limanda balık yemeden,
  • Tarihte ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Kazdağları’nı gezmeden,
  • Gökçeada’da çamur banyosu yapmadan,
  • Peynir Kayalıklarını, Marmaros Şelalesini, eski çamaşırhanelerini görmeden,
  • Çanakkale’nin meşhur Peynir Helvası’nı ve Ezine peyniri yemeden,
  • Bozcaada’nın muhteşem plajlarında yüzmeden ve koylarında dalış yapmadan sakın dönmeyin!

GEZİLECEK YERLER

  • Troia (Merkez)
  • Assos (Ayvacık)
  • Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı (Eceabat)
  • Kazdağı (İda Dağı-Bayramiç)
  • Bozcaada (Tenedos)
  • Gökçeada (İmroz)
  • Parion (Biga)
  • Gelibolu Mevlevihanesi
  • Yenice

GURME SEYAHATİ YAPTIRACAK TATLARA SAHİP

Nice destansı ve tarihi olaya ev sahipliği yapan Çanakkale’ye gittiğinizde sizi; köklü bir kültür deryası, doğa harikası boğazı ve hiç adını duymadığınız nefis tatlar bekliyor. Yolu düşmemiş olanlara gurme seyahat planı bile yaptıracak yemeklere sahip olan şehirdeki yöresel lezzetler arasında çorba, balık, sebzenin hakim olduğunu söylemek mümkün.

Ovmaç çorbası: Soğan ve unun bir araya gelmesiyle oluşan, tercihe göre üzerine salçalı ya da kırmızı pul biberli bir sos hazırlanan ovmaç çorbası, az malzemeyle yemek yapmanın çok daha fazla hüner gerektirdiğinin en lezzetli kanıtlarından.

İskorpit çorbası: Denizin nimetlerinden bol bol faydalanan mutfaklardan olan Çanakkale, iskorpit balığından yapılan çorbasıyla iddiasını konuşturuyor. İskorpite eşlik eden domates, un, havuç ve türlü çeşit yeşillik de işin içinde dahil olunca ortaya çok özel bir lezzet çıkıyor. Bu çorba, Çanakkale’ye yolunuz düşerse denemeden dönmemeniz gerekenler arasında başı çekiyor.

Tumbi: Çanakkale’nin yöresel lezzetlerinden biri olan tumbi, içinde göce, patlıcan, domates ve maydanoz gibi lezzetlerle hazırlanan bol sebzeli bir yemek. Et yemeklerinden sıkılanlar için sıra dışı bir tarifle yapılan tumbi, tavada kavrulduktan sonra fırına veriliyor.

Melki: Görüntüsü oldukça farklı olan bu yemek, aslında melki adlı bir mantarın başrolde olduğu nefis bir lezzet. Mantarların buluştuğu malzemeler arasında ise soğan, salça ve tuz karabiber ikilisi bulunuyor. Az ve öz malzemeyle hazırlanabilecek en güzel ana yemeklerden sayılıyor.

Metez: Farklı yörelerde peynirle yapılanı olsa da Çanakkale usulü metez, genel olarak kıymanın lezzetiyle dolu bir yemek. Özenle hazırlanan ve yarım ay şeklinde açılan hamurun içine önce kıymalı iç harcı yerleştiriliyor, ardından bu hamurlar 10 dakika kadar suda pişiriliyor ve salçalı sosla buluşuyor. Sonrası sonsuz bir lezzet, damaktan silinmeyecek bir tat oluyor.

Börülce köftesi: Börülcenin salatasından türlü türlü yemeğine kadar her halini görmüş olabilirsiniz ama ondan nefis köfteler yapılacağını belki de daha önce hiç düşünmediniz. Çanakkale’nin en güzel ve farklı yöresel tatlarından olan börülce köftesi, şehre giden herkesin mutlaka yemesi gerekenlerden.

Papaz yahnisi: Orijinal tarifinde izmaritgillerden sarpa adlı balığın kullanıldığı papaz yahnisi, sivri biber, soğan ve domates gibi mutfağın demirbaşı olan malzemelerle hazırlanıyor. Üzüm korukları eklenince yemek, kendine has lezzetine kavuşuyor.

Peynir helvası: Çanakkale usulü peynir helvası mutlaka denemeniz gereken tatlılardan. Üstelik peyniri bile özel olarak hazırlanıyor. Un, şeker ve bolca ceviz içi kullanılarak hazırlanan bu helva, zeytinyağı ile yapılmasıyla farkını ortaya koyuyor. Soğuduktan sonra baklava dilimleri şeklinde kesilerek servis ediliyor.

Dünya Türk’ün gücüne Çanakkale Savaşı Zaferi ile bir kez daha şahit oldu

Sadece Türk milletini değil, savaşa katılan diğer ulusları da derinden etkileyen, kurşunların havada çarpıştığı, Türk’ün kahramanlığının resmi bir kanıtı olan Çanakkale Savaşı, bir milletin ruhuna işleyen destansı bir savaş olarak tarihe geçti.

Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

Tarihin en kanlı, en efsanevi savaşlarından biri olan Çanakkale Savaşı, şair Mehmet Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” yazdığı şiirinde yer alan bu dizelerdeki gibi Türklerin gücünü kanıtlayan bir zaferle sonuçlandı. Sadece Türk milletini değil, savaşa katılan diğer ulusları da derinden etkileyen, kurşunların havada çarpıştığı, Türk’ün kahramanlığının resmi bir kanıtı olan Çanakkale Savaşı, bir milletin ruhuna işleyen destansı bir savaş oldu. Bu mücadelede hayatlarını kaybedenler yalnızca kendi özgürlükleri için değil, gelecek nesillerin özgürlükleri için de savaşıp canlarını verdi.

Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleri olarak tarihe yazıldı ve bağımsızlık savaşı olarak geçti. İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul′u zapt etmek suretiyle Almanya′nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletleri’ni zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’nı seçtiler. Ancak saldırıları başarısız oldu ve geri çekilmek zorunda kaldılar. İtilaf Devletleri’nin kara ve deniz savaşı sonucunda ağır kayıplar vermesiyle dünya, Türklerin gücüne ve vatan sevgisine Çanakkale’de bir kez daha şahit oldu.

Önce deniz ardından kara zaferleri kazanıldı

Osmanlı İmparatorluğu, Almanya’nın Rusya’ya savaş ilan ettiği 1 Ağustos 1914’ün hemen ertesi günü, Almanya ile bir ittifak antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, imparatorluğun eninde sonunda Almanya’nın ana gücünü oluşturduğu İttifak Devletleri safında fiilen savaşa gireceği anlamına geldi. Enver Paşa, fiilen savaşa girmeyi, seferberliğin tamamlanmamış olması ve Çanakkale Boğazı savunmasının tamamlanmaması gibi gerekçelerle ertelemeye çalıştı. Ancak Almanya, bir an önce savaşa fiilen girilmesi için baskılarını sürdürdü. Bu baskılar, Akdeniz’de Britanya donanması önünden çekilen Goeben ve Breslau savaş gemilerinin İstanbul’a gelmesiyle bir oldu bittiye getirildi. Daha sonra Osmanlı Donanması’na bağlı bir grup gemiyle Karadeniz’e açılan bu gemiler 27 Ekim 1914 tarihinde Rus limanlarını bombalayınca Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti. Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan bir donanmanın Boğaz’a geniş çaplı saldırıları 1915 Şubat ayında başladı. En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü uygulamaya konuldu. Ancak Birleşik Donanma ağır kayıplara uğradı ve deniz harekatından vazgeçmek zorunda kaldı.

Deniz harekatıyla İstanbul’a ulaşılamayacağı anlaşılınca, bir kara harekatıyla Çanakkale Boğazı’ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirmek planı gündeme getirildi. Bu plan çerçevesinde hazırlanan Britanya ve Fransa kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde beş noktada karaya çıkarıldı. Britanya ve Fransa çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası’nı işgalde başarılı olamadılar. Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye edilmek için Arıburnu’nun kuzeyinde Suvla Koyu’na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yapıldı. Ancak 9 Ağustos’ta Kurmay Albay Mustafa Kemal’in Birinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen karşı taarruzunda İngiliz Komutanlığı ihtiyat tümenini ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı ancak başarabildi. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirdi, bu hattaki Anzak birliklerini de geri attı. Britanya ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını aşamadı. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadası’nı 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye etti.

Mustafa Kemal’in milli liderliğine zemin hazırladı

İngiltere ve Fransa ile Osmanlı ve Alman orduları arasında geçen ve iki taraftan toplam 500 binden fazla insanın ölüm, firar, esir, sakatlanma ve hastalıklardan oluşan kaybına neden olan savaşın ardından İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı’nı geçemedi ve İstanbul’u işgal edemedi. Pek çok tarihçinin, Rusya’da zorda kalan çarlık rejiminin devrilmesinde ve I. Dünya Savaşı’nın iki yıl uzamasında bu olayın önemli payı olduğu görüşünde birleştiği Çanakkale Savaşı sonunda, Rusya’nın müttefikleriyle irtibatı da önlenmiş oldu.

Mustafa Kemal Paşa’nın dediği gibi savaşmaya değil ölmeye gelmiş bir milletin kahramanlığını gösteren bu savaşta, Mustafa Kemal de Conkbayırı Anafartalar ve Arıburnu’nda görev yaptı. Çıkartmanın ilk günü Conkbayırı’ndaki müdahalesi ve savaşın son aşamalarında üstlendiği görevler, Mustafa Kemal’in askeri yeteneklerini ortaya çıkardı, “Anafartalar Kahramanı” olarak tanınmasını sağladı. Bu durum daha sonraları Mustafa Kemal’in milli liderliğine de zemin hazırladı.