Tamer Dişbudak: “Makine üreticileri, mobilyacıların talep ve beklentilerini iyi dinlemeli”

Ağaç işleme makine üreticilerinin yeni ürün geliştirirken mobilya üreticilerinden beslenmeleri gerektiğini söyleyen Dişbudak Mobilya Dekorasyon Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Dişbudak, “Bunun yolu da mobilya üreticilerini iyi dinlemekten geçiyor. Makine üreticileri, yeni ürünler piyasaya sürerken mobilya üreticilerinin talep ve beklentilerini dikkate almalılar ve hatta birlikte AR-GE çalışmaları yapmalılar. Bir araya gelip ortak çalışma yapması, her iki sektörün de gelişimi için çok değerli” yorumunu yaptı.

Dedesinin 1930’lu yıllarda başlattığı mobilya ve ahşap üretimini bugün 3. nesil olarak devam ettiren Tamer Dişbudak, Afyonkarahisar’daki tesisinde ürettiği dolap kapağı ve kapılarla iç pazardaki birçok inşaat projesinde yer alıyor. Ash Lacquer markasıyla yurtiçi pazarda yer alan ve gelecek dönemde ihracata da yönelmeyi amaçlayan Dişbudak, son yılların en moda ürünlerinden biri olan lake boyada, standardı sağlamak ve ürün kalitesini artırmak için 2015 yılında ilave boya hattı kurdu. Bu yatırım sayesinde İtalyan lake ürünleri tamamen İtalyan kalitesinde üretmeye başladıklarını dile getiren Dişbudak Mobilya Dekorasyon Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Dişbudak, makine hattı kurarken yerli makine tercih etmek istemelerine rağmen, aradıkları makinenin Türkiye’de üretiminin olmaması nedeniyle, ithal makine satın aldıklarını kaydetti.

Ağaç işleme makine üreticilerinin, pazarlarını büyütmek için mobilya üreticilerinden yeni ürün konusunda beslenmeleri gerektiğine dikkat çeken Dişbudak, “Bunun yolu da mobilya üreticilerini iyi dinlemekten geçiyor. Makine üreticileri, yeni ürünler piyasaya sürerken mobilya üreticilerinin talep ve beklentilerini dikkate almalılar. Mobilyacıları biraz daha fazla dinlemeleri, hangi alanda ne gibi makine eksiklerinin olduğunu öğrenmeleri gerek.

Bu bilgiye sahip olduktan sonra da bunlarla ilgili AR-GE çalışmaları yapmaları gerekir. Bir araya gelip ortak çalışma yapması, her iki sektörün de gelişimi için çok değerli. Benim ihtiyacım olan bir ekipman yada makine konusunda bana cevap verme şansı olursa ben niye yerli firmaları tercih etmeyeyim ki?” diye konuştu.

Mobilyada boya uygulamalarının çok önemli olduğunu, bu nedenle bu yatırımı yaparken pek çok noktaya dikkat etmek gerektiğini ifade eden Dişbudak, AİMSAD dergisinin bu ayki kapağında yer alan ‘Mobilyada Boya ve Cila Makineleri ve Uygulamaları’ konusuna yönelik sorularımıza şu yanıtları verdi:

Öncelikle Dişbudak Mobilya ve Dekorasyon’u daha yakından tanımak adına kısaca kuruluşunuzdan bugüne kadarki süreci anlatır mısınız?

Dişbudak Mobilya dededen toruna, mobilya ve doğrama atölyesinden fabrikaya dönüşen Afyonkarahisar’da başlayıp büyüyen bir aile şirketi. Dedem Ömer Dişbudak, 1930’larda başladığı mesleğini en iyi şekilde yaptı. Öyle ki yaptığı bu mobilyaları halihazırda kullanıyoruz. Dedemin yaptığı 60 yaşındaki mobilyalar hâlâ sapasağlam duruyor. Biz de dedemin bize bıraktığı en büyük miras olan soyadına yakışır kalitede, mobilyalar ve ürünler üretmek için çalışıyoruz. 1980 yılında dedemin vefatından sonra inşaat mühendisi olan babam Ali Dişbudak, atölyemizi kapatmadı ve kendi inşaatlarının kapı, pencere ve mutfak işlerini yapmak üzere dedemin yetiştirdiği ustalar ile üretimi devam ettirdi. Şirketimizin inşaat ve yapı işlerini abim Ömer Dişbudak, mobilya imalat işlerini de ben yönetiyorum. 2011 yılında Afyonkarahisar-Ankara yolu üzerindeki yeni tesisimizde imalatımızı fabrika düzeyine taşıdık. Ürün konusunda da kendimize bir yol çizdik ve daha çok kupon dekorasyon projeleri ile inşaatlara ve turizm sektörüne sabit mobilyalar imalatı konusunda uzmanlaştık.

Firma olarak mevcut ürün yelpazeniz, ürünleriniz neler?

Lake boyada standardı sağlamak ve ürün kalitesini artırmak amacıyla 2015 yılında yaptığımız ilave yatırımla boya hattını faaliyete geçirdik. Böylece mat, yarı mat ve parlak lakede yüksek kalitede kapak ve kapı üretimi üzerine yoğunlaştık. Şu anda İtalyan lake ürünlerini tamamen İtalyan kalitesinde üretiyoruz. Model olarak ürün yelpazemizde bir sınır yok. Belli standart modellerimiz olsa da aslında mobilya kapak ve kapı sektörü sınırsız. Gelen bir çizimi direkt birebir yapabilme şansımız var elimizdeki makinelerle.

Mevcut fabrikanızın metrekare büyüklüğü, üretim kapasitesi ve istihdam sayısı nedir?

Biz ilk önce kendi inşaatlarımızın mobilya ve doğramalarını yapıyorduk. Gelen talep doğrultusunda zamanla kendi projelerimizin dışında da başka inşaat firmalarının projelerine üretimlere başladık. 2010 yılından beri piyasaya üretim yapıyoruz. Bu süreçte makinelerimizi modernize ettik. Çok yüksek adetli projelerin üretimleri üzerinde çalışıyoruz. Bunun için seri ve iyi bir makine hattı gerekiyor. Şu anda 5 bin metrekarede 55 çalışanımızla üretim yapıyoruz. Tesisimizin yıllık 120 bin metrekarelik üretim kapasitesi var.

Gelecek kısa ve orta vadede kapa-site artırıcı yatırım ya da yeni hat/tesis yatırımınız var mı? Yatırım planlarınız hakkında detaylı bilgi verir misiniz?

Pazar payımızı artırdıktan sonra yatırım planımızı ona göre değerlendireceğiz. Şu anda boya ve zımpara için sadece bir ya da iki makine ihtiyacımız var ilave olarak. Mevcut piyasa şartlarına baktığımızda kapasitemiz gayet yeterli. Şu an mevcut pazarımızla ilerliyoruz, o da bizim şu anki 2017 üretim kapasitemizi dolduruyor. Gerekli olması halinde, çok büyük yatırımlar gerektirmeyen birkaç makineyle mevcut kapasiteyi iki katına çıkarma imkanımız da var.

İç pazar ve ihracata çalışmalarınız, satışlarınız nelerdir? Bu iki pazara yönelik gelecek dönem satış hedeflerinizi, yapılanma planlarınızı aktarır mısınız?

Şu anda sadece iç pazara yönelik çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemlerde daha geniş bir iç pazara hakim olacağımızdan eminim. Daha büyük köklü marka firmalarla çalışmaya başladık. Ürün kalitemizle bunu daha çok metrekare ve adete dönüştürmeye başladık. 2018 yılında bu seneki üretimimizin iki katına çıkacağımızı umuyorum. İhracatla ilgili ise şimdilik bir çalışmamız yok. Ama ileriki dönemde bunu da devreye almak için çalışmalar yapıyoruz. Yurtdışına yönelik kapı sektöründe bir araştırma yaptık ama henüz bir netice yok. İhracatımızı önümüzdeki birkaç yıl içinde hayata geçirme amacındayız.

Yeni ürün çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Yeni ürünleri, genellikle çalıştığımız firmalarla beraber yürütüyoruz. Kendimiz de araştırma yapıyoruz. Örneğin şu anda Ankara’daki bir boya firmasının geliştirdiği bir ürünle ilgili görüşmelerimiz var. Denemesini yaptık, güzel bir ürün, patentinin alınmasını bekliyoruz. Tamamen piyasaya girdiğinde de bu ürünü hemen kullanmak istiyoruz. Ayrıca yurtdışındaki moda olan ürünlerin de sürekli takibini yapıyoruz. Bununla ilgili Almanya’dan yeni bir boya getirdim. Tamamen dokusu farklı ve çizilme olasılığı daha az olan, dokunulduğunda kadife hissi veren bir boya bu. Onun çalışmalarına da başladık. Başarılı olursa bu boyayı dolap kapaklarında ve kapılarda uygulayıp piyasaya yavaş yavaş aktarmaya başlayacağız. Şu anda bu boyayla uygulama yapılmış bir ürün yok henüz Türkiye’de.

Yeni ürün geliştirilmesi noktasında sizin bir AR-GE çalışmanız var mı?

Biz AR-GE faaliyetlerini boya üreticileriyle birlikte yapıyoruz. Üretimimizde Türk boya firmalarıyla çalışmak istiyoruz. Yaptığımız AR-GE çalışmalarında bunun verimliliğine ilişkin sonuçlar da almaya başladık. Daha önce İtalyan firmalarla ortaklık yapıp birlikte çalışan Türk firmaları var. O tecrübeyle bize bu konuda yeterli şekilde cevap veriyorlar. Ürünlerle ilgili çalışmaları bizimle paylaşıyorlar, görüşmeler yapıp AR-GE’yi birlikte yapıyoruz. Yeni bir ürün çıktığı zaman da gelip fabrikamızda test edebiliyoruz. Geliştirdikleri ürünleri bizim makinelerimizde deneyebiliyoruz.

Son dönemde kentsel dönüşüm ve inşaat sektöründeki gelişmeler, sizin üretiminize nasıl yansıdı?

Bildiğiniz gibi kentsel dönüşümden dolayı son yıllarda muazzam miktarda proje ruhsatı alındı. Bu firmaların daire satışlarının daha hızlı ve reel olabilmesi için iç dekorasyona verdikleri önemi artırmaları gerekiyor. Çok fazla sayıda satılık daire var, bunların satılabilirliğini artırmak için müteahhitlerin ve inşaat firmalarının daire içlerinde daha kaliteli ürünler kullanmaları gerek. Aslında bu konuda da inşaat sektöründe böyle bir yönelim var. İstanbul’da proje yapan Ankaralı bir inşaat firması, mebran olan kapılarında lakeye döndü. Yine Konya’da 704 daireli büyük bir proje için de üretim yapıyoruz. Onlar da kapılarda lake kullanma kararı aldı. İnşaat firmalarının lakeye yönelik bu talebinin giderek artacağını düşünüyorum.

Yeni moda lake diyebilir miyiz?

Kesinlikle, şu andaki moda bu. İtalyanların 4-5 yıl önceki yaptığı lake, bugün Türkiye’de tamamen moda haline geldi. Eskiden Avrupa’daki ve İtalya’daki modalar Türkiye’ye 10-12 yılda geliyordu. Şimdi bu süreler çok kısaldı. Ben bundan 10 yıl önce İtalya’da gördüğüm parlak İtalyan lake uygulamasını kendi evime uyguladığımda oto boyası kullanmıştım. Maliyeti çok yüksek olmuştu. Ama şimdi yaygınlık artınca bu sıkıntı ortadan kalktı. Lake uygulamasında boya kalitesi, içindeki pigmentler, boyanın gramajı, parlatması çok önemli. Daha önce bunları tecrübe ve el işçiliği ile yapıyorduk.

AİMSAD Dergisi’nin bu sayısında kapak konusu olarak ‘Mobilyada Boya, Cila Uygulamaları ve Makineleri’ni ele alıyoruz. Dişbudak Mobilya olarak sizin de geçtiğimiz dönemde bir boya hattı kurduğunuzu biliyoruz. Boya hattını kurma nedenlerinizi, yatırım bedelini, makine kapasitesini, hattın teknik özelliklerini, üretimde nasıl bir değişime neden olduğunu aktarır mısınız?

Mobilya sektörünün en önemli eksiği Türkiye’de lake ve cilalı ürünler. Bu yüzden 10 sene evvel Türkiye’de mebran kapak ve kapı üzerine büyük yatırımlar yapıldı ve bunun modası şu anda bitmek üzere. Lake ve kaplamalı ürünler hiçbir zaman modası geçmeyen sadece çizgileri değişen bir ürün. Yurt dışında özellikle İtalya’da çoğu büyük firmalar boya işlerini bizim gibi büyük hatları olan tesislerden temin ediyor. Benim de bu yatırım senelerdir düşüncemdeydi. Türkiye’de bu sektörde büyük ve istihdam sağlamak için bu yatırımı yapma kararı aldık. Hattımız için 3 milyon Euro’luk yatırımımız oldu. Yatırım bedeli yüksek, sadece bir hatla bitmiyor. Isıtmadan soğutmaya kadar çok fazla detay var.

Üretimimizde değişikliği şöyle anlatayım; Daha önce 50 dairelik bir lake işini 4 ayda yapabilirken şu anda 20 günde tamamını bitirebiliyoruz. Hattımızın kapasitesi yaklaşık tek vardiyada 5 bin metrekare üretim yapabiliyor. Hattı alırken firmaya veya makinaya karar verirken İtalya ve Almanya’daki çoğu tesis gezdim ve orada gördüklerimle tecrübemizi birleştirdik, en üstün makineleri aldığımızı düşünüyorum. Bizim aldığımız hat Avrupa standartlarına uygun bir şekilde bütün boya segmentlerini uygulayabileceğimiz özellikte. Su bazlı UV’den akrilik poliüretan, şeffaf gibi bütün boyaları uygulayabiliyoruz. Avrupa’da eğer UV boya atıyorsanız su bazlı olmak zorunda. Ama buna rağmen Avrupa’da hiç kimse UV su bazlı boya kullanmıyor.

AİMSAD’ın kurulması ağaç işleme makineleri sektöründe nasıl bir boşluğu doldurdu? Derneğin sektörün gelişimine fayda ve etkilerinin neler olacağına inanıyorsunuz?

AİMSAD sadece mobilya markalarını değil üreticileri de tanıtmaya başladı ve bizim için de sesimizi duyuramadığımız firmalara ulaşmamızı sağladı. AİMSAD, mobilya ve buna hizmet veren ağaç işleme makinecilerinin arasındaki iletişimi güçlendirecek önemli bir platform oldu. Bu iletişimin daha da yoğunlaşması için çalışmalar artırılabilinir. Bu noktada AİMSAD’ın, mobilya üreticilerine mutlaka bir dirsek teması olmalı. Makine üreticileri, mobilya sektörünün istek ve taleplerini bu dirsek temaslarıyla daha doğru ve istikrarlı şekilde edinebilir. Daha ileriki zamanlarda AİMSAD’ın faydalarını daha çok göreceğimize inanıyorum.

Boya hattını yeni kurmuş bir mobilya üreticisiniz. Bu deneyimlerinizi de dikkate alarak, bir mobilya üreticisinin boya hattı kurarken nelere dikkat ettiğini anlatır mısınız?

Boya esasında çok kolay bir iş değil. Mobilya üretiminin en zor kısmı diyebilirim. Bugün bir mobilyacılar sitesine girin, her atölyenin önünde mutlaka ‘boyacı aranıyor’ yazısını görürsünüz. Makineyle atılan boya ile elle atılan boya arasında inanılmaz fark vardır. Elle atılan boyanın dansitesi yani inceliği 19 iken, makineyle atılan boyanın dansitesi ise 15 en fazla 16’dır. Elle atım yaparken zımparadan dolayı siyah noktaları görüp kapatabilirsiniz. Ancak bunu makinede görme şansınız yok. Bu nedenle makineyi her türlü riske karşı hazırlıklı olarak almak lazım. Zımparadaki eziği ya da dip çıkmasını makinenin kapatmayacağını bilerek, aldığınız makinenin teknik özelliklerini iyi incelemek gerek.

Boya hattının olmazsa olmazı kurutma tünelleridir. Boya hattına girmeden önceki parçanın temizliği, tozsuz bir ortam olması ve iklimlendirme sisteminin çok doğru olması gerekiyor. Dışarıdan aldığınız havayı filtreleyip ısıtıp tekrar içeri vermeniz, içerdeki solventli havayı da orada bırakmayıp mutlaka dışarı atmanız lazım. İklimlendirme kadar boya hattına vereceğiniz sıcak su da çok önemli. Bunu en az maliyetle nasıl yapılacağını planlamak gerek. Çünkü eğer siz bunu doğalgaz, katı yakıt, LPG ile yaparsanız faturanız çok kabarık olur. Bizim fabrikamızda boya hattımızdaki sıcak suyu tamamen imalat kısmından aldığımız talaşları yakarak sağlıyoruz. Dolayısıyla maliyeti yok denecek kadar az.
Ama tüm bunlardan önce her şeyden önemlisi, doğru bir makine hattı kurmanız gerek. Bunun için de kendi bütçenize göre boya hattı almak değil, olması gereken boya hattına göre bütçe ayırmanız doğrudur. Bir boya hattı alırken ‘benim bütçem bu, buna göre bir hat kuralım’ dediğinizde, firma size elinizdeki bütçeye göre bir makine tasarlar. Ama bu makine aslında sizin işinizi görecek düzeyde olmayabilir. Bunu fark edip tekrar ilaveler yaptığınızda ilk bütçenin çok üzerine çıkılmış olur. Üstelik bir de makineyi çalıştıramazsanız yaptığınız yatırım tamamıyla ölü doğar. Bu nedenle mobilya üreticilerine tavsiyem; öncelikle istediğiniz boya hattını makine üreticisinin önüne koyup, nasıl bir üretim yapmak istediğinizi anlatın. Makine üreticilerinin sunduğu öneri, sizin bütçenize uygunsa alın. Öbür türlü sırf bütçenize uygun diye bir makine alırsanız, sonunda memnun olmama ihtimaliniz çok yüksek. Elinde sonunda bir yerde tıkanacaksınız, işinize yaramayacak. O nedenle tamamen sistemi doğru kurgulamak lazım.

Mobilya üreticilerinin ardından, boya ve cila makine üreticilerine tüyolarınız neler?

Yerli üreticinin ilk yapması gereken şey, AR-GE’ye odaklanmaktır. Üniversitelerden bu anlamda destek alabilirler. Makine üreticilerin bu sektöre yönelik geliştirip satabilecekleri çok ürün var. Örneğin boya kabini üretimine yoğunluk verseler, ben eminim ki İtalya’dan Almanya’dan boya kabini ithalatı yapmaya gerek kalmaz. Ürün geliştirirken, yurtdışındaki makinelerin belli detaylarını belirleyip kendilerine uygulayabilirler. Küçük ama önemli detaylar, bir makineyi iki tık üstüne çıkarabilir. Makinecilerin bir yapması gereken şey daha var, o da yazılım. Makineye yazılımı entegre ettiğiniz zaman tamamen sorunsuz şekilde çalışabiliyor. Bunların bir arada yapılması makinecilerin elini fazlasıyla güçlendirecektir. Öte yandan makinecilerin benim gibi mobilyacıları biraz daha fazla dinlemesi, talep ve beklentilerimizi öğrenmeleri gerek. Ve bunlarla ilgili AR-GE çalışmaları yapmaları gerekir. İki sektörün bir araya gelip ortak çalışma yapılmalı. Benim ihtiyacım olan bir ekipman yada makine konusunda bana cevap verme şansı olursa ben niye yerli firmaları tercih etmeyeyim ki?

“Kadınların zımpara konusunda elleri daha yatkın”

Mobilya sektörünün en büyük sıkıntısı, üretimi düzgün iyi bir cila işlemi ile bitirebilmektir. Finish işleminin başarılı olması bir ürün için çok çok önemli. Öte yandan bir kapağı boyamanız 6 katmandan oluşuyor. Her katmanda zımpara yapmanız lazım. Her katmanda da diğer katmanın yapışması için zımpara yapmanız lazım. Bu nedenle fabrikamızda 9 kadın çalışıyor. Kadınların zımpara konusunda elleri daha yatkın. Aynı zamanda bulundukları ortama ciddi bir düzen getirmelerinden dolayı fabrikaya devamlı kadın personel alıyoruz. Makine zımparasının dışındaki el işçiliği gerektiren tüm zımparalarımızı kadın işçilerimiz yapıyor. Öte yandan cilalama konusunda da yeni bir makine aldık. Makineyi alırken en çok dikkat ettiğimiz nokta, inşaatta ve dekorasyonda kullanılan bütün özellikli parçalara cila atabilmekti. Kullandığımız makinenin özelliği sayesinde çoğu modele, lake ve cila atabilme şansımız var.

Fabrikanızdaki üretimde yerli makine firmalarıyla çalışmayı tercih ediyor musunuz? Nedenleri nedir?

Evet üretim hattımızda yerli firmaların bir çok makinesi var. Bazı makinelerin yabancı olmasının bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Ebatlama makinesi gibi ürünleri yurtdışından almak gereksiz hem fiyat hem de servis anlamında. Ama maalesef bazı makinelerde de bu tam tersi. Yeni bir kenar cumba zımpara makinesi almak için yakın zamanda İtalya’ya gideceğim. Test edip eğer uygun olursa fabrikamıza getireceğim. Çünkü bu makinenin Türkiye’de üretimi yok. Bu nedenle yurtdışından almak zorunda kalıyorum. Türkiye’de kalibre imalatı var ama piano baskılı cros belt teknikte Türkiye’de herhangi bir kalibre makinesi imal edilmedi. O yüzden yine kalibre makinemiz de ithal olmak zorunda kaldı. Öte yandan bazı yerli üretimlerden de istediğimiz verimi alamıyoruz. Fabrikamızdaki yerli zımpara makinelerinden osilasyon olmadığı için tam olarak memnun değiliz. Türkiye’de kenar zımparalayıp, göbek ve profil zımparalayan yerli makineler var. Ancak bize istediğimiz sonucu vermediği için satın alamıyoruz. İstediğimiz sonucu verse zaten bizim ilk tercihimiz yerli makine olur.

Türkiye’nin ağaç işleme makineleri alanında bölgesel bir üretim üssü olma şansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektörün Avrupa ile karşılaştırdığımızda ne gibi avantaj ve dezavantajları bulunuyor?

Ağaç işleme makineleri sektörünün gelişimi çok hızlı oldu, hatta mobilya sektöründen de hızlı oldu diyebilirim. Türkiye Avrupa ve Asya’nın tam ortasında köprü vazifesi gören bir yer. Bundan 10 yıl önce bir paketleme makinesini, CNC tezgahını Avrupa’dan getirmek zorundaydınız, şimdi ise bu makineleri dörtte bir fiyatına Türkiye’den alıyoruz. Bantlama teknolojisini Türkiye olarak birebir yapabiliyoruz. Bunlar daha da ilerledikçe Avrupa’dan makine alma gereksinimi kalmayacak, hatta ihracat daha da artacak. Mobilya sektöründe gelişmekte olan Asya ülkelerine Türkiye’deki makine üreticileri rahatlıkla cevap verebilir.

Tamer Dişbudak, dedesi Ömer Dişbudak’ın kendi eliyle yaptığı ahşaptan rende, çekiç gibi el aletlerini özenle koruyup özel bir bölümde sergiliyor. Bu bölümde, dedesinin İstanbul’dan bir antikacıdan aldığı orijinal İngiliz meşe ağacından yapılmış yaklaşık 100 yıllık masa da oldukça dikkat çekiyor.