Japonya büyüme stratejileriyle yeni bir mucize yaratmanın peşinde

35950709 - mt. fuji with chureito pagoda in autumn, fujiyoshida, japan
aimsaddergisi-reklamalani

Talebi azalan deflasyon, düşük büyüme, yaşlanan nüfus, hükümet borcu ve yapısal problem nedeniyle ekonomisi zora giren Japonya, yeni bir ‘Japon Mucizesi’ arıyor. Son 100 yıllık dönemde yaptığı reformları ve hayata geçirdiği büyüme stratejileri ile dünyada parmakla gösterilen bir azmin ve başarının altına imza atan ülke, 2008 yılından bu yana süren ekonomideki yavaşlamaya çözüm bulmanın çabasını veriyor.  Yerel talebi canlandırmaya yönelik önlemleri artıran Japonya, bölge ekonomisinde kaybettiği gücü kazanıp tekrar gelişimin motoru olmak istiyor.

Kısıtlı kaynaklarına rağmen dış ticarette gösterdiği başarısıyla fark yaratan ve kısa zamanda bir kalkınma mucizesi gerçekleştiren Japonya, bugün dünya ekonomisinin süper güçlerinden biri durumunda. Hammaddeyi ithal, nihai ürünü ise ihraç eden Japonya, son 100 yıllık dönemde yaptığı reformları ve hayata geçirdiği büyüme stratejileri ile dünyada parmakla gösterilen bir azmin ve başarının altına imza attı.

Yüksek gelirli ekonomiyle OECD ve G8 üyesi olan Japonya, dünyanın en büyük üçüncü ekonomisine sahip. Dünyada en yüksek patent sayısına da sahip olan Japonya, elektronik ürünler, otomobil ve gemi ihracatında dünya birinciliğini elinde tutuyor. 1800’lerin son yıllarından itibaren planlı ve programlı bir şekilde kalkınma stratejisi geliştiren Japonya, 1868-1967 yıllarını içine alan 100 yıllık  dönemde çok büyük bir değişime sahne oldu. 1860’larda ekonomisi tarıma dayalı, üretiminin ancak yüzde 30’u  imalât  sanayi sektöründe olan Japonya’da, modern sanayi sektörü 1886-1905 yılları arasında ortaya çıkmaya başladı. 1905-1930 yılları arasında ise sanayileşme hızla yayıldı. Japonya’ya batı malları, ilk teknolojik gelişmelerin başladığı 1868 yılından 1912 yılına kadarki dönemde giriş yaptı. Bu dönemden sonra ise Japonya’da özellikle askeri alanda teknoloji geliştirildi. İkinci Dünya Savaşı’na kadar Japonlar gemi ve denizaltı teknolojilerinde sağladıkları gelişmeyi, nükleer silah ve uçaklarda da gösterdiler ve bu uçaklar İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikalılar’ın korkulu rüyası haline geldi.

1930-1953 yıllarında ise İkinci Dünya Savaşı’ndan dolayı Japonya’daki kalkınma hızı azaldı. İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle beraber karanlık günleri başlayan Japonya’nın ekonomisi, savaştan yenik çıkması, Nagazaki ve Hiroşima’ya atom bombası yemesiyle büyük darbe aldı. Ülke savaşla beraber tüm sanayisini kaybederken; ekonomisi yüksek enflasyonla baş başa kalarak dış ticareti kısıtlanmış bir ülke konumuna düştü.

Savaş sonrası ABD işgali ve büyüyen ekonomi…

İkinci Dünya Savaşı’nı kaybeden Japonya’da ABD işgali, 1945 yılından 1952 yılına kadar sürdü. Yapılan anlaşma ile 1952 yılında tekrar bağımsız olan ülkede, ordu kurmak ve silahlanmak ABD tarafından yasaklandı. Zaten taş taş üstünde kalmayan ülkenin geçmiş yıllarda edindiği askeri teknoloji tecrübesi, savaş sonrasında sivil hayata taşındı. Japonya’nın bugünkü sivil teknolojik gelişmesi, temellerini bu tarihi dönemeçten aldı. Sivil şirketler, eski Japon ordu düzeninde örgütlenmeye başladı.

Günümüzdeki Japonya’nın yapısını işte bu şirketler oluşturdu. Mesela, bugünkü Mitsubishi, aslında Japon donanmasına gemi yapan bir kurum iken, sivilleşmeyle birlikte teknolojisini geliştirip satan bir şirket konumuna geldi. Benzer bir örnek olan Nikon da aslında Japon ordusuna dürbün, denizaltı periskoplarını ve benzer teçhizatı sağlamaktaydı. Temelini askeri endüstriden alan ve bugün karşımıza marka olarak çıkan daha birçok Japon şirketi var.  1935 yılındaki milli gelir seviyesini ancak 1951 yılında yakalayan, 1960’larda ürettiği mallara ‘Japon malı, tapon malı’ diye dalga geçilecek hale gelen, 1970’li yıllarda ise birçok batı ülkesini ekonomik anlamda geride bırakma başarısı gösteren Japonya; Toyota, Sony, Honda, Canon, Subaru, Olympus, Suzuki, Nintendo, Mazda, Okuma, Casio, Toshiba, Nissan, Panasonic gibi sayısız markanın doğuşunun da ev sahibi.

Soğuk savaş sürecinde Amerikan politikalarıyla ekonomisini güçlendiren, 1953’ten sonra ise kendi kimliğine kavuşmaya başlayan ülke; 1955 yılında GATT, 1956 yılında Birleşmiş Milletler ve 1964 yılında OECD örgütlerine üye oldu. 1953-1960 arasında yılda yüzde 9.5 oranında büyüdü. Batı ile teknoloji farkının giderilmesi için, teknoloji ithaline büyük önem verdi. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ekonominin motoru olan aristokratların kontrol ettiği dev sanayi holdingleri olan Zaibatsu şirketleri özelleştirildi. Bu holdingler Japon sanayisinin omurgasını oluşturdu. Zaibatsu’nun boşluğunu dolduran pek çok yeni şirket grubu (keiretsu) ortaya çıktı. Ağır sanayi hâkim sektör haline geldi, demir-çelik yatırımları bir anda arttı. Daha sonraki dönemlerde, makine imalat sanayii, motorlu taşıt sanayi, kimya sanayii, enerji sektörü, elektronik sanayii ana yatırım alanlarını oluşturdu.

Japon devleti bazı temel sanayi kollarını kurup özel sektöre devrettikten sonra sanayi sektörüne devamlı kol kanat gerdi ve himaye etti. Devlet kalkınmada bizzat yatırım yaparak veya özel sektörü destekleyerek önemli rol oynadı. Özel olarak kurulan finansman örgütleri yatırımlar için yeterli fon sağladı. Japonya, Batı ülkelerindeki başarılı deneyimleri izlediği gibi ekonomisine de başarıyla adapte etmeyi başardı. 1960-70’lerde Japon ekonomisinin iki katına çıkması ve dünyanın ikinci büyük kapitalist ekonomisi olması ‘ekonomik mucize’ olarak adlandırıldı.

Durgunluktan kurtulamıyor

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından istikrarlı bir şekilde büyüyen Japonya, yaklaşık 20 yıldır aynı ivmeyi gösterememenin sıkıntılarını yaşıyor. Ekonomik büyümesi ağırlıklı olarak ihracata dayanan Japonya’da, dışarıdan gelen taleplerin ekonomik krizle azalmasıyla dış ticaretteki düşüş giderek dikkat çeker bir boyuta ulaştı. Japonya, ihracata bağımlılığı sebebiyle, küresel ekonomideki gelişmelere son derece savunmasız kalıyor. Son yıllarda yaşanan küresel ekonomideki yavaşlama ve ülkeyi etkileyen doğal afetler nedeniyle ülke ekonomisi durgun dönemler yaşadı. Nüfusu yaşlanıp azalan ülkenin ekonomisi, kronik durgunlukla mücadele ediyor. Şu an 126 milyon olan Japonya’nın nüfusunun 2065 yılında 88 milyona düşeceği tahmin ediliyor.

Bu durgunluğu aşmak için hazırlanan Abenomi, Aralık 2012 tarihinden bu yana Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin uyguladığı ekonomi politikasına verilen isim. 80’li yıllardaki yükselişin ardından son 20 senedir durgunluktan bir türlü kurtulamayan Japon ekonomisi, “Kayıp Yıllar” olarak adlandırılan bu süreçte büyüme performansı gösteremedi. 20 yıl boyunca yaşanan ekonomik durgunluk 2012 yılında iktidar değişikliğine yol açtı. Göreve gelen Liberal Demokrat Shinzo Abe’nin ilk işi yeni bir ekonomi politikası belirlemek oldu.

Abenomi’ye rağmen büyüme oranı düşük kaldı

Abenomi’nin amacı durgun Japon ekonomisini canlandırmak ve deflasyonu önlemek olarak tanımlandı. Hızlı büyüme, parasal gevşeme ve şirketlerin rekabet gücünü artırmayı amaçlayan yapısal reformlar, Abenomi’nin üç temel hareket alanı olarak belirlendi. Ancak ekonomistlere göre Shinzo Abe’nin ekonomi politikası bir tür “son şans” politikasından öteye gitmiyor.

2016 yılı temmuz ayında, Başbakan Shinzo Abe’nin partisi senato seçimlerini kazanarak gücünü pekiştirdi. Abe başkanlığında sürdürülen ve bütçe teşvik planı, finansal ve yapısal reformlar içeren ‘Abenomi’ politikasına rağmen geçen yıl büyüme oranı yüzde 0,5 ile oldukça düşük kalırken, deflasyon riski artarak kamu borcu oldukça yükseldi (GSYH’nın %240’ı). 2016 yılının Ağustos ayında, hükümet yeni teşvik planı düzenledi ancak bu da deflasyon yüzünden sınırlı kaldı. 2016 yılının sonunda, Japonya Merkez Bankası (BOI) yüzde 2 enflasyon hedefini 2018’e erteledi. Öte yandan Hükümetin 2020 yılına kadar faiz oranlarını artıya ulaştırma niyeti gerçekçi olarak görülmüyor. Ülkede işsizlik oranı 2016 yılında düşerek yüzde 3’e gerilese de maaşlarda yeterince artış olmaması, şirketler kârlarını yeniden dağıtma konusunda isteksiz davranması dikkat çekiyor.

Borçlanma seviyesini kontrol altında tutmaya çalışan ülke için, gelecek yıllarda bütçe konsolidasyonu önemli bir strateji odağı olmaya devam edecek. Nüfusun yaşlanması, sağlık harcamaları artması, Çin ve Güney Kore ile yaşanan siyasi gerilimler, Japonya’nın karşı karşıya kalacağı diğer sorunlar arasında yer alacak.

Dış ticaret 6 yıl sonra ilk kez 2016’da fazla verdi

Japonya 2016 yılında dünyanın en büyük 4. ithalatçısı ve ihracatçısı oldu. Ülkede dış ticaretin GSYH içindeki payı, 2015 yılı Dünya Bankası verilerine göre yaklaşık yüzde 36 olarak gerçekleşti. Avrupa Birliği’yle de olmak üzere, çeşitli serbest ticaret sözleşme müzakereleri sürdüren Japonya, Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması’nı Şubat 2016’da imzalanmış olmasına karşın Ocak 2017’de ABD’nin anlaşmadan geri çekilmesiyle ortaklığın yürürlüğe girmesine dair soru işaretleri yaşıyor.  Trans-Pasifik Ortaklığı’na dayalı olan serbest ticaret anlaşması, Çin’in büyüyen etkisini dengelemek üzere, standartları uyumlaştırarak gümrük tarifelerini düşürmeyi hedefliyordu. Ancak, Kasım 2016’da Donald Trump’ın iktidara gelmesiyle, Amerika Birleşik Devletleri anlaşmadan çekildi.

Dış taleplere bağlı olarak gelişen Japon ekonomisinin, krizlerden olumsuz yönde etkilenmesi, ticaretine de çok hızlı yansıyor. 2010 yılında 767 milyar dolarlık ihracat, 691.4 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiren Japonya, artan enerji fiyatları nedeniyle 2011 yılında 1980’den beri ilk defa dış ticaret açığı verdi. Ülke, Fukushima nükleer santralinin kapanmasından sonra 2011 ila 2015 yılları arası dış ticaret açık vermeyi sürdürdü. 2015’te kısmen toparlanan ticaret dengesi, 2016’da ithalattaki önemli düşüş sayesinde tekrar fazla vermeye başladı.

2013 yılında Japonya’nın ihracatı yüzde 10’luk düşüşle 715 milyar dolara, ithalatı ise yüzde 6 düşüşle 833 milyar dolara geriledi. Böylece 2013’teki dış ticaret açığı 117 milyar dolara yükseldi. 2014 yılında 690 milyar dolarlık ihracat, 812 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiren Japonya’da 2015 yılına gelindiğinde ithalat 648 milyar dolara, ihracat da 625 milyar dolara kadar düştü.

2016’da Japonya’nın başlıca dış ticaret ortakları Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Güney Kore, Tayvan ve Hong Kong oldu. Başlıca ithalat yaptığı ülkeler ise Çin, ABD, Avustralya, Tayvan ve Güney Kore olarak gerçekleşti.

Ticaretin temelinde elektronik ve taşıt endüstrileri imalatı var

Sanayi sektörü çok çeşitli olan Japonya, temel ürünlerin yanı sıra yüksek teknoloji de üretiyor. Otomobil, robotik, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve yenilenebilir enerji sektörlerinde güçlü olan ülke, dünyada binek araç ve gemi üretiminde de söz sahibi. Japonya’da sanayi sektörünün GSYH içindeki payı yüzde 27 iken, hizmet sektörünün GSYH içindeki payı yüzde 70’in üzerinde bulunuyor.

Japonya’nın uluslararası ticaret başarısının temelini elektronik ve taşıt endüstrileri imalatı oluşturuyor. Aynı zamanda önemli bir makine imalatçısı olan Japonya, bu alandaki en büyük ihracatı ABD ve Güney Kore’ye yapıyor. Ülke, dünyanın en önemli demir-çelik üreticisi olarak da biliniyor. Japonya gibi kaynakları kısıtlı bir ülkenin ekonomide bu ölçüde bir “süper güç” haline gelmesinde dış ticaretin önemi büyük. Ülke, gıda maddeleri ve kereste, tekstil malzemesi, metaller gibi ana ham maddelerin ithalatı ile ham petrol ve diğer yakıt kaynaklarında dünyadaki en büyük ithalatçılardan biri konumunda bulunuyor.

Diğer taraftan Japonya, renkli televizyon setleri, diğer elektrikli aletler, otomobiller, gemiler, kamera ve saatler gibi yüksek hassasiyetli optik ve elektronik ürünler ihracatında dünya birincisi. Ham maddeyi ithal eden Japonya, nihai ürünü ise ihraç ediyor. Bu durumda kendisi ile ticaret yapan diğer ülkeleri sadece ham madde ve gıda ihracatçısı durumuna getiriyor.

Hem yatırımcı çekiyor hem yatırım yapıyor

Japonya, bulunduğu bölgenin en güçlü ekonomisi olmasıyla yabancı yatırımcıların ilgisini çekmekte. Japonya’daki en önemli yabancı yatırımcıları, ABD ile AB ülkelerine ait firmalar oluşturuyor. Söz konusu yatırımlar, imalata dayalı olmayan işkollarında gerçekleşiyor. Özellikle bu yatırımlarda finansal hizmetler ile perakendecilik ön plana çıkıyor. İmalata dayalı doğrudan yabancı yatırımlarda ise otomotiv sanayi en yüksek yatırımların gerçekleştiği alan olarak biliniyor.

İhracata yönelik üretimini Japonya dışına ve potansiyel pazarlara yakın bölgelere kaydıran Japon şirketleri ise, Doğu Asya başta olmak üzere, Avrupa ve Kuzey Amerika’da bu alandaki yatırımlarını artırdı. Uluslararası pazarlar için mevcut iç maliyetlerle rekabetçi üretim yapma imkanı zayıflayan Japonya’nın yıllık 120 milyar dolar seviyelerinde yurt dışına yatırım yapma ihtiyacı var. Japon şirketlerinin yurt dışında satın alma ve ortaklıklar şeklindeki yatırımları 2016 yılında hem sayı olarak hem de miktar olarak en yüksek düzeyine çıktı. Toplam 627 satın alma ve ortaklık yapan Japon şirketleri, bunlar için 10,9 trilyon Yen yatırım yaptı.

Türkiye, Japonya’nın yurt dışı yatırım ihtiyacından faydalanabilir

Türkiye bu noktada genç, dinamik ve eğitimli-kalifiye işgücü avantajlarıyla Japonya için önemli bir ülke konumunda. İki ülke arasındaki ticaretin dinamik potansiyeline inanan iki ülke yetkilileri, bu potansiyelin daha fazla ve daha hızlı keşfedilmesi için aradaki perdeleri kaldıracak, eksik ve yanlış anlamaları temizleyecek etkinlik ve faaliyetlere ihtiyaç olduğunu aktarıyorlar. Hem devlet hem de özel sektör eliyle Türkiye’yi Japonya’da daha fazla tanıtacak faaliyetler gerçekleştirmeye ihtiyaç olduğuna dikkat çekilirken, Türkiye’nin Japon yatırımcıların yurt dışı ilgisini iyi değerlendirmesi gerektiği vurgulanıyor.

2010 yılından sonra Japon yatırımları arttı

Başta İstanbul ve civar illerde 180’den fazla Japon firmasının yatırımları bulunuyor. Faaliyetleri ticaret, finans, inşaat, sanayi ve lojistik, hizmet gibi geniş bir alana yayılıyor. Son yıllarda Türkiye’ye yönelik Japon yatırımlarında önemli bir ilgi göze çarparken; Japonya’dan Türkiye’ye doğrudan yatırım miktarında özellikle 2010 yılından itibaren büyük ölçüde artış yaşandı. 2002-2016 Haziran döneminde Türkiye’ye gelen toplam 2.037 milyon dolarlık Japon yatırımının, 1.851 milyon doları 2010 yılından sonra gerçekleşti. Bu ilgi ve trendi iyi değerlendirip geliştirmek gerekiyor.

3. ülkelerde işbirliği yapıyorlar

Japonya-Türkiye ilişkilerinde ortak iş yapma konusunda önemli bir alanı müteahhitlik projeleri oluşturuyor. Son dönemde, Türkiye’nin hayata geçirdiği Marmaray, Körfez Geçişi Köprüsü ve 2. Nükleer Santral gibi stratejik ve milyar dolarlık projelere, Japon firmaları katkı sağladı. Vurgulanması gereken bir başka konu ise son zamanlarda Japon firmaları ile Türk firmalarının anonim ortaklık firmaları kurmalarına ek olarak üçüncü ülkelerde yaptıkları büyük ölçekli işbirliği örnekleri. Her iki ülke firmaları, Japon firmalarının en üst seviye teknik ve ayrıntıcı yaklaşımı ile Türk firmalarının dinamikliği ve hızının birbirini tamamladığı bir ortamda verimli çalışmaları ortaya koyuyor.

İkili ticarette Japonya’nın ağırlığı fazla

Japonya-Türkiye ilişkilerinin oldukça büyük bir potansiyele sahip olduğunu savunan yetkililer, iki ülke arasındaki ticari rakamların, potansiyelin çok altında bir ticarete işaret ettiğine dikkat çekiyorlar. Hem dünya ekonomisi ve ticaretindeki olumsuzluklara hem de Japonya ve Türkiye’nin ayrı ayrı genel dış ticaretlerindeki gerilemelere rağmen, iki ülke arasındaki ticaretin son yıllarda dinamizmini koruduğu söylenebilir. Çin başta olmak üzere üçüncü ülkeler üzerinden Japonya’ya önemli miktarda Türk ürünü giriyor. 2015 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi, 3.5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu toplam içinde, Türkiye’nin Japonya’ya ihracatı sadece 335 milyon dolar, Japonya’nın Türkiye’ye ihracatı ise 3.2 milyar dolar oldu. Japonya’nın Türkiye’ye olan 3.2 milyar dolarlık ihracatı, 2015 yılında 626 milyar doları bulan toplam ihracatında, yalnızca binde 5’lik bir paya karşılık geliyor.

Japon ticaret verileriyle bakıldığında, Japonya’nın Türkiye’den 2015 sonu itibarıyla ithalatı 628 milyon dolar, ihracatı ise 2.161 milyon dolar olarak gerçekleşti.  Bu veriler karşılıklı ticaretimizde arzu edilen seviyenin çok gerisinde bulunduğumuzu ortaya koyuyor. Türkiye ile Japonya arasında da başlayan serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin bir an önce sonuçlanmasının, ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin gelişmesine büyük katkıda bulunacağı düşünülüyor.

Faciadan doğan dostluk

  1. Abdülhamid, 1887 yılında Japonya İmparatorunun yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul’u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmişti. Bu ziyaret için İstanbul tersanelerinde yapılan Ertuğrul Fırkateyni seçildi. Fırkateyn, hem yelken hem de makine ile hareket ediyordu. 2 bin 400 ton ağırlığında ahşap bir gemi olan Ertuğrul Fırkateyni, 25 yaşındaydı.

Kafile Başkanı Albay Osman Bey, gemi komutanı da Yarbay Ali Bey’di. Gemide özel olarak seçilen 56’sı subay toplam 609 mürettebat vardı. O yıl Bahriye Mektebini bitiren genç teğmenlerin tamamı da gemiye alınmış ve bu uzun gezide tecrübelerini artırmaları hedeflenmişti. Gemi, Sultan II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürecekti.

Ertuğrul Fırkateyni, Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıktı. Güzergahı boyunca çeşitli limanlara uğrayarak seyahat etti. Fırkateyn Singapur’a vardığında Kafile Başkanı Albay Osman Bey Amiralliğe terfi ettirildi. Kafile, uğradığı ülkelerin halkları ve Müslümanlar tarafından görkemli sevgi gösterileriyle karşılanırken, gemiyi kimi zaman binlerce kişiden oluşan gruplar ziyaret etti. Gemi, 11 ay sonra 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’nın Yokohama Limanına vardı.

Ertuğrul Fırkateyni, Japon sularında üç ay kaldı. Nihayet geri dönüş yolculuğu için hazırlıklar tamamlandı. Yola çıkılacağı gün Japon Bahriyesinin tayfun uyarısına rağmen, Ertuğrul Fırkateyni planlandığı gibi 15 Eylül 1890 tarihinde Yokohama Limanı’ndan ayrıldı. Kushimoto açıklarında tayfuna yakalanan Ertuğrul Firkateyni 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak battı. Kazadan sadece 69 denizci kurtulabildi, Amiral Osman Bey de dahil diğer mürettebat hayatını kaybetti.

Ertuğrul Fırkateyni’nin trajik sonu Türk-Japon halklarını yakınlaştırdı. Yöre halkı, kazadan kurtulanlara büyük yardım ve yakınlık gösterdi. Kazada ölenlerin anısına Kushimoto’da Türk-Japon Dostluk Anıtı ve şehitlik yapıldı. Anıt Japonlar tarafından 1891’de dikildi. 1937’de Türkiye tarafından restore edilen anıt önünde her yıl düzenli olarak anma törenleri yapılıyor. 1974 yılında inşa edilen Türk Müzesi’nde ise Ertuğrul Fırkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve heykelleri bulunuyor.

Avrasya’nın kuzeydoğusunda yay şeklinde uzanan bir takımadalar grubu olan Japonya’nın Pasifik Okyanusu tarafına Nippon ( Güneşin Doğduğu Yer) adı veriliyor. 6 bin 800 küçük adası olan Japonya, dört büyük ada üzerine kurulu bulunuyor. Başkent Tokyo ise 30 mil-yon nüfusu ile dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri.

İnsanlığın kaybettiği yer: Hiroşima

Batı Japonya’nın Çugoku bölgesinde bulunan Hiroşima, nükleer saldırıya maruz kalan ilk şehir olarak dünya tarihindeki yerini aldı. 6 Ağustos 1945 Pazartesi günü II. Dünya Sava-şı’nın son aşamasına gelindiğinde, saatler 08.15’i gösterirken Amerika Birleşik Devletleri ‘Enola Gay’ adlı B-29 bombardıman uçağından bıraktığı Uranyum-235 tipi ‘Little Boy’ (Küçük Oğlan) isimli atom bombasıyla nükleer saldırıyı gerçekleştirdi. Atom bombası ’Little Boy’, Hiroşima’ya tam 43 saniyede düştü ve saatler 08.16’yı gösterirken yaklaşık 600 metre yükseklikte patladı. Bomba, düştüğü yere 500 metre uzaklıktaki alan içindeki tüm insanların yüzde 90’ının ölümüne neden oldu. İlk anda 70 bin kişinin yaşamına bir anda son veren saldırı, takip eden hafta içerisinde ise 30 binden fazla kişinin hayatına mal oldu. Hatta bazı kaynaklara göre ölü sayısı toplamda 140 binin üzerine çıktı. Hiroşima’daki saldırıdan sadece 3 gün sonra 9 Ağustos 1945’te Nagasaki’de Plütonyum -239 tipi atom bombası ‘’Fat Man’’ (Şişko Adam) ile ikinci saldırı gerçekleştirildi. Askeri tarihte gerçekleştirilen yegane nükleer saldırı olan Hiroşima ve Nagasaki felaketi, bombanın atılmasından hemen sonra yayılan radyasyon ile birçok çocuğun ve yeni doğan bebeğin genetik hastalıklara maruz kalmasına neden oldu.

Siyaset bilimci uzmanlara göre bombanın kullanılma nedeni sadece İkinci Dünya Savaşı’nı bitirmek değildi. ABD bu bombayla aynı zamanda SSCB’ye gözdağı vererek Soğuk Savaş’a bir adım önde başlamak istedi. Avrupa’da artan Sovyetler Birliği’nin nüfuz alanını daraltmak ve bu ülkeye uyarıcı bir mesaj iletmek için atom bombalarının kullanılması uygun bulundu. Dolayısıyla, Soğuk Savaş bu memorandum ile başlamış oldu ve atom bombasının da bu dönemin ilk ayağı olması kararlaştırıldı.

Japonların Barış Manço sevgisi…

Türk müzik tarihinin nadir seslerinden biri olan Barış Manço,  Japonya ile bugün pek çok konuda iş birliği içine girmemizde ve Türk-Japon dostluğunun gelişmesinde önemli bir yere sahip isimlerinden biri.  Manço’nun Japonya macerası, hem onun için hem de Japonlar için büyük önem taşıyor. 1990 yılında, Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya’ya gelişinin 100. Yılı kutlamaları vesilesi ile düzenlenen Türk-Japon Dostluğu etkinlikleri çerçevesinde Japonya’ya giden Manço, ilk konserini orada vererek Japon dinleyicisinden tam not aldı. Ardından çeşitli kereler Japonya’ya giderek çok sayıda konser veren Manço, Japonlar tarafından çok sevildi. Japonya Uluslararası Kültür ve Barış Ödülü verilen Manço’ya, Japonlar sevgi ve saygılarını göstermek için adına Sakura denilen kutsal ağaç dikerek ölümsüzleştirdiler.  Japonlar Manço’yu öyle sevdi ki, Türkiye ve Japonya’da satışa sunulan  ‘Japan In Live’ albümü,  Japonya’da Türkiye’den daha fazla sattı.

Sektörde son 3 yıldır ticaret yapılmıyor

Muson ikliminin etkisiyle zengin bitki örtüsüne sahip olan Japonya’nın kuzeyinde kozalaklı ağaçlardan oluşan iğne yapraklı ormanlar, orta kesimde karma ormanlar, güneyde ise tropikal ormanlar yer alıyor.  Topraklarının yüzde 65’i ormanlarla kaplı olan ülke, ağaç işleme makineleri alanında 2014 yılında 79 milyon dolar, 2015 yılında 66 milyon dolar ve 2016 yılında ise 91,6 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Türkiye’nin ise 2016 yılında 70 milyon dolar ihracat yapmış olmasına rağmen, son 3 yılda Japonya’ya hiç ihracat yapmadığı görülüyor.

Özellikle, ülkemizde üretimi fazlaca yapılan testere ve tomruk makineleri 43 milyon dolar ile Japonya’nın başlıca ithalat kalemleri arasında yer alıyor.  Japonya’nın ağaç işleme makinesi ihracatı ise 2016 yılı sonunda 141 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ağaç işleme makineleri bakımından, yine son 3 yılda Japonya’nın da Türkiye’ye ihracat yapmadığı görülüyor.

Japonya’nın ihracat kalemleri arasında en çok 29,6 milyon dolar ile delik açma ve zıvanalama makineleri bulunuyor. Hem ithalat hem de ihracat bakımından 2015 yılında bir düşüş yaşasa da, 2016 yılında tekrar 2014 yılı rakamlarına yaklaştığı gözlemleniyor.