Netmak Kesici Takım Ltd. kurucularından Hayati Türksever: “Üretici olmak güzel ama satıcı olmaktan zor”

aimsaddergisi-reklamalani

Yaklaşık yarım asır önce Ankara’da en iyi ahşap makinelerini üreterek mobilyacıların yoldaşı olan Netmak Group, ardından üretimdeki kesici takım sıkıntısını gidermek için kendisine yeni bir iş kolu daha geliştirdi.

Netmak Kesici Takım şirketi; bugün 4 bin katalog ürünü, 40 bin özel sipariş şablonuyla mobilyacının her türlü kesici takım ihtiyacını tek başına karşılayabilecek şirketlerden biri haline geldi.

Netmak Group, Türkiye’nin en iyi ahşap makinelerini üreten ve 1972 yılından bu yana sektörüne damgasını vuran bir aile şirketi. Konyalı Türksever ailesi tarafından kurulan Netmak’ın çıkış noktası ahşap makineleri ve ilk şirketleri de Netmak Makine İmalat Sanayii Ticaret A.Ş. olmakla birlikte, bugün kesici takım ürünlerinde de pazara yön veren büyük bir gruba dönüşmüş durumda. Cesur teknolojik yatırımları ve pazar gereksinimlerini analiz yeteneği ile istikrarlı bir büyüme sergileyen Netmak, 1978 yılında iç pazarda bulunması neredeyse olanaksız olan freze bıçaklarını geliştirerek bir başarı hikayesine imza attı.

Bu sayede Netmak Kesici Takım İmalat ve Pazarlama Ltd. Şti’nin de doğmasını sağlayan grup, hem yatay hem dikey büyümenin en iyi örneklerinden birini sergiliyor.

Bugün ahşap makineleri üretiminin başında büyük kardeş Necati Türksever bulunurken, kesici takım üretimine ise, Türkiye’de bir çok kesici takımın ilk kez üretilmesini sağlamış olan Hayati Türksever liderlik ediyor.
Düsturunu ‘ülke için üretmek, yeniyi geliştirmek’ olarak belirleyen Hayati Türksever, rekabetin adil olmadığı sektörde üretici olmanın zor olduğunu ifade etse de, gece geç saatlere kadar ‘hobi atölyesinde’ çalışarak yeni makineler geliştirmekten imtina etmiyor.

Bizi Ankara Siteler’deki Netmak Kesici Takım’ın ‘fabrika’sında ağırlayan Hayati Türksever ile firmanın başarı hikayesini, sektörü ve Türk ekonomisini konuştuk.

Öncelikle firmanız hakkında bilgi alabilir miyiz? Kısaca kuruluş hikayeniz ve bugüne kadarki serüvenini aktarabilir misiniz?

Firmanın kuruluşu benim çocukluğumun bittiği yıllara denk geliyor, 13 yaşındaydım. Öncesinde babamızın mobilyacıların kullandığı makineleri satan bir dükkanı vardı.

Abim Necati Türksever 1973 yılında makine mühendisliğinden mezun olduğunda ilk atölyemizi birkaç makineyle açtık. O dönem yüksek devirli freze Türkiye’de ilk kez tasarlandı ve üretildi. Mobilyacı, doğramacı ve iskeletçinin ortak noktada buluştuğu freze makinesi, bizim ana makinemiz oldu. Ürün çok tutuldu. Öyle ki 6- 8 ay sıra bekleniyordu. 100 metrekare bir yerde 3 veya 4 personelle çalışılan bir atölyeydi. 4-5 sene sonra daha geniş bir binaya taşındık. Orada 25-30 kişi ile çalışır olduk. 1978 ‘den sonra büyüme daha da hızlandı, 80’li yıllarda fabrika binası alındı. Kendi bünyemizdeki birimler makine üretimi ile kesici takım üretimi diye ayrıldı. Havaalanı yolu üzerindeki fabrikada makine üretimine devam edilirken, Siteler’de ise kesici takım üretim birimi konumlandırıldı. Ancak Siteler, 160 metrekarelik binalar üzerine kurulmuş bir yer. Geniş üretim alanı ortaya koyabilmek için 6 binanın birleşiminden küçük bir fabrika oluşturduk. 3500- 4000 metrekare bir yerde kesici takım üretiyoruz. Toplam personel şu anda burada 50, fabrikada ise 35 civarında. Çalışanlar burada genelde emekli oluyorlar, emekli olduktan sonra devam edenler var.

Toplam üretim kapasitesi nedir?

Kapalı alan olarak iki üretim birinin toplam kapasitesi 8 bin metrekarenin üzerine çıkar. Siteler’de yer sorununa rağmen, şehir dışına taşınmayı düşünmemişsiniz. Biz tüm Türkiye’ye satış yapıyoruz, ama ilk kuruluş burada. Burada herkes bizi tanıyor.Bir de Siteler, Ankara’nın mobilyacılar merkezi gibi bir yer. Bu nedenle buradan ayrılamıyoruz. Bizim servis araçlarımız var, yakın çevrede bulunan müşterilerimize servis araçlarımız gider ve tekrar yenilenmesi gereken takımları toplar getirir. Siteler’de bu biraz daha kolay.

Ürün yelpazenizde kaç çeşit ürün var?

Katalogda 3-4 binin üzerinde ürünümüz var. Ürün çeşitliliği çok fazla. Ayrıca özel siparişler var, yıllardır birikimini yaptığımız 40 binin üzerinde şablona sahibiz.

Geliştirdiğiniz inovatif ürünlerle yerli üreticinin yurtdışına bağımlı olmasını engelliyorsunuz. İhracatınız da var mı, varsa toplam satışlar içinde ne boyutta?

İhracat satışımızın yüzde 10-15’i kadar var. Ancak bugünlerde iç pazar sıkıntılı olduğu için bunu artırmamız gerekiyor, bu da hemen olmuyor. Ön hazırlıklarını ve girişimlerini yapıyoruz.

Avrupa’ya bıçak satma şansımız yok!

Hangi ülkelere satışınız var?

İhracat yaptığımız ülkeler genelde Türki Cumhuriyetleri. Çünkü Avrupa’ya bizim bıçak satma şansımız yok. Bu bizim kalitesizliğimizden kaynaklanmıyor, Avrupa’da çok fazla girişimci var ve onlar da zaten yurtdışına açılmışlar. Dış pazarda Avrupalı üreticilerle çarpışıyoruz. Ben Azerbaycan’a kesici takım gönderiyorum, orada Alman, İtalyan ve Çin firmalarıyla rekabet ediyoruz. Ama Türki Cumhuriyetlerinde de kurların yükselmesi sıkıntı yarattı, satışımız düştü. Biraz daha başka ülkelere gitmemiz gerekiyor, yine tabii hedefimiz Türkiye’nin doğusu…

Yeni pazarlara hangi yöntemlerle ulaşıyorsunuz?

Almanya’da, İstanbul’da fuarlara katılıyoruz, orada tanıştığımız firmalar var, ürünlerimizden dolayı tanınıyoruz. Böyle olduğu için referanslarla, o bölgelerde bulunan temsilcilerle ilerliyoruz.

Netmak olarak sektörde konumunuz nedir?

Üretim gamı açısından bu konuda lider ve en büyük firmalardan birisiyiz. Piyasayı biz yönlendiriyoruz. Çok fazla rakip var, sadece Ankara’da 25’in üzerinde firma sayabilirim. Bir de Türkiye genelinde 200’ün üzerinde bayim var. Bu bayilerimin çoğu servis hizmeti de veriyor. Çünkü sattığı ürün tekrar geldiğinde bunun bilenmesi gerek, kırıkları varsa tamir edilmesi gerek. Bayilerimizin yüzde 70’i bu işi de yapıyor. Bir zaman sonra bazı ufak tefek ürünleri kendileri üretme yoluna gidebiliyor. Bu da satışı azaltıyor. Bununla birlikte kimsenin yapamadığı özel ürünler olduğunda, yurtdışında muadili ürünler çok pahalı olduğunda müşteriler mutlaka bize geliyor. Öyle bir avantajımız var.

İstihdam olarak kimlere iş veriyorsunuz?

Genelde 2 yıllık teknik meslek okulları, sanat okulları mezunları işimize yarıyor. Şu anda çalışanların yüzde 50’si bu okulların mezunu. Bizde hiçbir zaman bir makine mühendisi, ‘buradan emekli olayım’ diye çalışmıyor. Çok iyi mühendis yetiştiriyoruz, kurslara gönderiyoruz, bir gün devlet dairesinde iş bulup gidebiliyor. Ama operatör olarak çalışanlar emekli olana kadar kalıyor.

Türkiye’de ilk sizin yaptığınız ürünler var. İlk ürünü üreten olma sürecini biraz anlatır mısınız?

İhtiyaçlar ürünleri ortaya çıkarıyor. O dönemde 70’lerde freze bıçağı bulma şansınız yok, bıçaklar ancak yurtdışında var. Turist olarak yılda bir kez yurtdışına gidilebiliyor, bin dolardan fazla para yanında taşınamıyor. Bu şartlarda yurtdışından ürün getirme şansınız yok. Sadece görür, seyreder gelirsiniz. Türkiye’de o yıllardaki teknolojinin geri kalmışlığından dolayı böyle çok düzgün çalışacak makine yok. Benzer makineler var ama tehlikeli ve kaba makineler bunlar. Abim o dönem bitirme projesi yapıyor üniversitede. Babam da mesleğin içinde. Piyasada da ihtiyaç var, hadi yapalım bir tane diyorlar.

8 ay bir makine için uğraşıldığını biliyorum. Ekonomik gücümüz zayıf, tüm hammaddeyi alıp getiriyoruz. İlk yapılan makine her zaman 10 katına mal olur, bizim o dönem öyle bir gücümüz de yok, çelik malzeme lazım, bir tane malzeme alıyorsun, eğer onu bozarsanız ikincisini alacak paranız da yok, işte öyle bir dönemdi. Gece 12’lere kadar çalışılıyor, deneniyor. Abim Necati Türksever iyi bir ustadır. Ben 13 yaşındayım, okuldan boş kalan zamanlarda gelip sürece dahil oluyorum. Uzun bir geliştirme sürecinden sonra, yılmadan ve ayakta kalarak ilk ürünü ortaya çıkardık. Daha sonra da o ilk makine geliştirilerek üretim sürdürüldü.

Geçmişi olan bir firmasınız, 2018 yılını önceki dönemlerde yaşadığımız ekonomik daralma dönemleriyle karşılaştırarak değerlendirir misiniz?

Biz önceki krizlerde işçimize kimsenin yapamadığı kadar zam yaptık, çünkü parasal döngü olmasa da iş vardı. Geleceği gördüğümüz için kendi bütçemizle destek olup satış yapıyorduk. Parasını almasanız bile bunun altından kalkabiliyorsanız eğer, iş devam ediyordu ve işler yoluna girdiğinde 6 ay bir yıl sonra, tekrar o döngü başlıyordu. Şuanda üretim kapasitesi çok düşük, yaptığınızı satamıyorsunuz, öyle bir sıkıntı var. Aylık 8- 10 bin adet kesici takım üretme kapasitemiz ve bir o kadar da servis hizmeti verme şansına sahipken, yüzde 20 kapasite ile çalışıyoruz. Pazar yok şu anda. Bu da bizi biraz yurtdışı pazarına doğru itmeye başladı.
Tam bu dönemde 5 milyon lira devlet desteği olan KOSGEB projemize onay aldık. O projeye giren Ankara’dan 3 firmadan birisiyiz. Krize rağmen girmek durumunda kaldık, çünkü bir daha böyle bir projeye giremeyebilirsiniz. Bu şartlar altında o projeyi de borçlanarak bitirmeye çalışıyoruz. Bu yatırımın iki yılı var, 2021 yılında bitiyor.

Bu tür krizlerde gelecek adına yatırım da gerekli galiba değil mi?

İşler açılırsa çok güzel olur ama eğer işler 2019 ve 2020’de de bu şekilde devam ederse çok zor.

Üretici olmak neden zor?

Kârlılık düşük, bir de Çin malları çok fazla var. Devlet Çin’den gelen ürünlere ekstra yüzde 25 gümrük vergisi koydu ama yeterli değil. Şu anda müşteri ürün kalitesine bakmıyor. Adam dekorasyon işi yapıyor, ürünü bir kez kullanıp atacak, yarı fiyatından daha düşük bir fiyata onu temin ederek günü kurtarıyor.

Ankara’da bizden ayrılıp bu işi yapan çalışanlarımız var. Merdiven altında üretim yapanlar var. Biz iş sağlığı ve işçi güvenliği konusunda Türkiye’de ilk 4’teyiz. Bu alana büyük yatırımlarımız oldu. Göz önündeki bir firma olduğumuz için çok daha titizlikle denetleniyoruz. 10 binde bir olasılığın bile hesabını yapıp bizden önlem almamızı istiyorlar, biz onu da yapıyoruz. Diğer firmalar ise sigortasız işçi çalıştırıyor, teknik elemanı yok. Yani rekabet adil değil.

Bayi ürünü bize çizdiriyor, sonra fiyat araştırmasına yöneliyor, merdiven altı çalışan firmaların hepsinde benim fiyat listem var. O firma diyor ki, Netmak’ın fiyatının yüzde 20 aşağısına yaparım. Bununla da rekabet etmek zorundasınız. Kaliteyi arayan müşteri geliyor, ama müşteri sayısı azalıyor.

2019 yılı öngörünüz nedir?

Devlet yüzde 5 küçülmeye gitti, bunun sahaya yansımasıyla, yüzde 20-25 seviyesinde piyasa küçülecek. Bizim işimiz inşaat sektörü ile birebir bağlantılı olan bir iş, eğer inşaat sektörü faaliyetini devam ettirirse biz de satış yapabiliriz.

İnovasyonu seven bir ekipsiniz. Bu dalgalanmalar inovatif ruhunuzda bir olumsuzluk yarattı mı?

Hiç bir şeye aldırmadan hobi atölyemizde her gece 12’ye kadar çalışıyorum. Ar-Ge merkezi dediğimiz bir yer burası. Senede bir-iki tane makine bu şekilde bitiyor. Yurtdışından almaya kalksak 200 bin-300 bin euro ödenecek makineleri burada 20 25 bin eurolara mal edebiliyorum. Benim yaptığım 13-15 tane makine var.

Sektöre yönelik mesajlarınızla sohbetimizi noktalayalım dilerseniz…
Bu dönem yatırım dönemi değil, elindekini koruma dönemi. Önümüz açık değil. Türkiye’nin 2019’da 2020’de nerede olacağını göremiyorum. Çok karamsar değilim, bir şeyler döner. İhtiyaçlardan dolayı alışveriş olacak, iş hacmi azalıyor ama yaşam var, döngü olmak zorunda. Ama eskiden çok rahattık, şimdi o rahatlık yok, biraz daha kemerleri sıkacağız.

AİMSAD ile yolunuz nasıl kesişti, faaliyetleri hakkındaki düşünceniz nedir?

AİMSAD kurulmadan önce Ankara’da makine imalatçılarının bütün toplantıları bizim salonumuzda olurdu. 20- 25 firma toplanırdı. Hatta ortak karar alıp Tüyap’ı protesto etmiştik. Tüyap iyi bir fuarcılık firması ama bazen üyelerimizi üzen kararları olabiliyor.

O dönem sektördeki firmalarla bu toplantılarımız ve etkinliğimiz sadece Ankara ile sınırlı kalmasın diye Türkiye’ye yayılmaya karar vermiştik. Sonra AİMSAD kurulunca geri çekildim. Derneğin faaliyetleri iyi. Sadece TÜYAP’la ilgili konularda daha etkin olmalarını bekliyorum.